7 Aralık 2010 Salı

She lives in a fairy tale,Somewhere too far for us to find

Bana şu rüyanın açılımını yapacak birileri aranıyor.Garip bir yerdeyim,çok genel bir başlangıç oldu ama cidden tuhaf.Böyle önümde birbirinin kopyası Hintli küçük kızlar meditasyon yapıyor.En yakın arkadaşlarımdan biri okuldan bir asistan ve ben.Hepimiz 3 odanın ortasındaki koridordan odalara dağılıyoruz.Asistan olan bir odaya giriyor ve garip bir şekilde namaz kılıyor.Sevgili arkadaşım ( Hristiyandır kendileri normalde de) kilise gibi olan oda da dua ediyor ben o ortadaki oda da kala kalıyorum.Bana da denilen şu ki tek bir dilek hakkın var ibadetini yap dileğini tut ve bekle olsun.Dilek bulamadım.Oda da bana seslenene dileğimin olmadığını istediğim çoğu şeyin zamanla bana çok güzel bir şekilde geldiğini ve dilek dilemenin gereksiz olduğunu söyledim.
Rüyanın diğer bir kısmı da sevdiceğimin babasıyla kürtaj üzerine kavga ediyorduk.He işte bir yerlerim bu kısımdan sonra açık kaldı sanırım:D
''No no I will never  forget'' diye çığırmak yada haşin bakışlarla bu rüyadan çıkaracağım anlamı ''It's in the water baby'' sözleriyle pekiştirdikten sonra bu blog'u yazmak istedim.Sabahtan akşama kadar something is got a hold on me dinleyip duruyorum zaten.
Geçenlerde kızlara '' Sertab erenerin yeni şarkısı mükemmel bir damla gözlerimde'' dediğim zaman ''ne yenisi be eskidi o şarkı dediler'':) Kral,power türk ve bilumum  türk kanaları izlemeye ve dinlemey karar vermiş bulunmaktayım.
Yılbaşı programları,mezuniyet elbisesi arasında boğuluyorum şu aralar.Elbisenin acelesi ve gereği yok da çok eğlenceli.Alışveriş nefsimi köreltiyor.Sarınırım gecenin kızı olabilmek için dilek tutabilirim.Yada tanrım beni baştan yarat diyebilirim.Aman ben böylede güzelim şekerim.Alan memnun satan memnun:D
Yılbaşı programından hiç bahsetmeyeyim.İtalya'dan girdik Bulgaristan'dan çıktık Uludağa karar verir gibi olduk.Ama kızlardan hala tıggg yok:) sanırım pijamalarımızla home party kıvamına geldik=)


Keyfinizi kaçırmak gibi olmasın ama bu eğlenceli yazıya burada noktayı koymam gerek.Lanet okulumun lanet dersleri bekler.Mezun olmak şart tabi=)

10 Kasım 2010 Çarşamba

Yüzümü gönlüne koysam 
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin 
İçimi avcuna döksem 
Beni azıcık çözer miydin 
Yok olmuyor istemekle bitmiyor 
Hiç bir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor 
Kal demiyor söz vermiş susuyor 
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor 

Yüzümü gönlüne koysam 
Yemin tutsa kalbim beni bilir miydin 
Yok olmuyor istemekle bitmiyor 
Hiç bir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor 
Kal demiyor söz vermiş susuyor 
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor 

Düşümü aklına katsam 
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin




http://fizy.com/#s/1ah20y

26 Ekim 2010 Salı

Provoke a smile:)

Sarı dolmuşları hepiniz bilirsiniz.Hani şu Taksimde çok içmiş olursunuz da sizi eve 20 dk içinde gayette makul fiyata yetiştiren o dahiyane araçlardan bahsediyorum.Evet 20 dk çok kısa bir süre ve sarsıntısı geceden kalmış olmanıza daha bir yardımcı olur.İşte onların birindeydim.
Sarhoşlardan,tinercilerden, üstü başı garip olan herkesten oldum olası korkarım.Sanırım birazda ön yargılıyım bu konularda.
Ön koltukta oturan sarhoş adamın esprileri gecemizi baya keyiflendirdi.biz keyiflendik ama o eve girmekten korkuyordu. ''oğlum gül beni bu saate almaz.Kapının önüne koyarsa size gelirim'' dedikçe biz yerlere yatıyorduk. 
Çok sevimliydi kendileri,acaba ne olmuştu da bu kadar sarhoş olmuştu.sorun muydu? keyfi miydi? keyfi ise neden bu kadar kızar ki insanın eşi bu duruma? Herkesin hakkı felekten bir gece.
Evlenince görürüm seni diyorsunuz:D Müthiş bir gecenin ardından  '' kızım kocam beni almayacak eve'' demek istiyorum bende.Çok eğlenceliydi.Filmin sonu ne olmuştur acaba?Çok meraklıyım...


Şu aralar mor ve ötesinin Araf şarkısına takmış durumdayım.İçimden sürekli onu söylüyorum.

Buradan yasmin levy'e seslenmek istiyorum '' Daha doğru düzgün bir tarihte neden gelemedin ah yasmin''
Kendilerinin tekrardan sınırlarımız içinde bulunması ve tarihin de benim sınav zamanına gelmesi beni gerçekten üzmüş bulunmakta.
7 ocağı da iple çekiyorum.Muhteşem cher ve christina aguilera show'u umarım hayal kırıklığı yaratmaz.

Biletixlik yaptıktan sonra ben kaçar anacım.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Do that thing honey!

Sevgili dengesizlik,
Neden etrafımızdakilerin çevresini bir karabasan gibi sardın? Neden bir gün önce iyi iken diğer günlerde kötü olabiliyorsun? bir dolu iltifat alırken diğer günler yerden yere vuruyorsun?
Benle ilgili değil bu yaşananlar.Dışarıdan gözlemlediklerim sadece.Dışarıdan derken de çok uzaklardan değil.Hemen yanı başındayım bu dengesizliklerin kararsızlıkların hatta ileri boyutlarında yalan dolan abuk subuklukların. 
Çok yakın arkadaşım bu dertten mustarip.Ey aşk sen nelere kadirsin? Yaptığım şey sadece kuyuya bağırmak oluyor şu anda....Bu yazının asla yankılanacağını gideceği yere ulaşacağını sanmıyorum.
Sadece pişman olmayacağınız şeyler yapın demek istiyorum.Düşünerek konuşun.Yaptıklarınız yaşattıklarınız bir gün elbette gelip dönüp sizi bulacaktır. Dönüp bulacaktır ama asla gereksiz yere suçlamalarda bulunmayın derim. Ha bide yaptıklarınızdan pişman olup sonrada Emrah edebiyatıyla karşılarına çıkıp da acıtasyon yapıp  ''ah ben böyle kötü yola düştüm, yok gelmezsen atlıcam yada bunu sen bana nasıl yaparsın'' kısımlarına girmeyin=) 
2. şans tamamen zaman kaybı oluyor değişen hiçbir şey olmuyor.Önüne bakmalı insan.Hep daha iyisini,güzelini,en mükemmelini görüyor.Güzin ablaya bağladım.
Nerede bendeki o güzelim karanlık bir o kadar da gotik senaryolar.Şu aralar doğam itibariyle milletin yaşadıklarını burada dedikodu ediyorum.İyi mi yapıyorum? yoooo yazmak için yazıyorum gibi gözükse de evrene buradan sesleniyorum.Belki internetteki kanallardan biri  de evrenin tam göbeğine açılıyor ve güzel dileklerimi duyardur da etrafımdaki insanların mutlu olduğu düzgün bir hayat sürmemi sağlar=) Anneme dönmeye başladım.Reiki,fengshui,yoga,paralel evrenlerde gidip gelme...Annem köşe yazıları yazsa bu konularda fena popüler olur da işte ikna edemiyorum ki.Kendilerinin edebiyatı benimkini döver de:)


Tavuktan zehirlenmelerin, deniz tutmalarının olmadığı günler diliyorum.Bu arada sözüm meclisten dışarı da çok da uzaklar da değil:)

13 Ekim 2010 Çarşamba

Ve bir nehir akıp gider...

Büyüdükçe hayallerim azalıyor.Gerçek hayata daha çok bağlanır oluyorum.Derdim ne bilmiyorum.Hayal kurmak varken iş güç derdi de nereden çıktı şimdi.Sıkıntı stres yaratmamak elde değil ki.
Tamam da kendi hayallerimi baltalarken neden başkalarınkine saldırıyorum anlamadım.Çok mu hayal kırıklığı yaşadım acaba.Okulumla ilgili,mesleğimle ilgili,ilişkilerimle ilgili?
İtiraflara gerek yok,sustum=). Kaygılarımın olması normal ama başkalarının hayallerini de gammazlamaya hakkım yok bence.
Şişe çevirmece diye saçma sapan itiraf ve cesaret oyunu var ya orada verilen cezalar gibi camı açıp ''ben eşeğim'' diye bağırmak geçiyor içimden.Belki bu cezayla başkalarına saldırmamayı,onlarında hayallerini yıkmamayı öğrenirim. 
Bu yüzden büyümek istemiyorum.Kim büyümek ister ki.Ruhani düşmanlarla savaşıp kahraman olmak, sahte bir sahnede şarkı söyleyip star olmak varken=)
Ben hep power ranger'ın kimberlysi olmak isterdim.Hiç de alakam yok kızla :D Kız bir kere pembe ve sarışın. ama hiç bir zamanda gruptaki kırmızı esmeri olmak istemezdim.Çocuktum.Büyüdüm. Şimdi ben aslında kimberly olmayı beklerken birden kendime en uygun olanın kırmızı olduğuna inanmak zorunda kaldım ve kırmızıya uyumlu hale getirildim.
Sevgili Cem Adrian'ın da dediği gibi ''Hayat seni ben seçmedim ki''... ya da ben mi seçtim ne?


Aslında merak ve sabırsızlık arasında gidip geliyorum şu aralar:)Fallar da mı arasam cevabımı :P




Sizce?

12 Ekim 2010 Salı

Love doesn't last to know

Sinema salonunu dolduran kalabalığın büyük bir çoğunluğu çoğu kez felsefik  filmlerden etkilenir ve hemen çıkışında filmle ilgili eleştiriler, yorumlar, ''işte benimde hayatım aslında böyle olmamalı'' lar duyulur.Tabi 2 gün sonrasında bunların hepsi unutulur ve sadece gidilesi bir film olarak kalır.
Film yeni vizyona girmiş olan 'ye dua et sev'.Eğlenceli, görüntüleriyle ve çekilen yerlerle ilginç gelebilecek türden bir film. Hissettirdiği ilk duygu hayatın aslında böyle olması gerektiği ve hayata aslında olduğu gibi değilde ayrıntılarıyla bakmak gerektiğiydi.Hayatın getirdiklerini tadın farkına varın idi. Hatta esneyen erkek arkadaşıma da kızmadım değil:)
Ama ilk yarıda öğrendiklerimin yetisiyle beyaz perde de değilde asıl o dakika olanlarla eğlenmeye başladım. Meditasyon sahnesinde çok güldüm çünkü aynı şeyleri bende hissetmiştim ve buna da sevgili tony şahit olmuştu.Nitekim gereksiz bir sırıtma oldu:) Daha sonra esneme m sevdiceğime kızmanın ne kadar anlamsız olduğunu gösterdi bana.Evet esnedim itiraf ediyorum=) Sonra beyaz perdeden yansıyan insanı ne yakışıklı yada güzel gösterebileceğini fark ettim.Herkes film hakkında yorumlar yaparken bizim renkli şekerlerle uydurduğumuz saçma ama bir o kadar da eğlenceli  oyunu oynamak yaramazlık yapmak gibi bir şeydi benim için.Normalde olması gereken ''hmmm aslında şu sahnede şunu şöyle yapsalardı şöyle olurdu'' yada ''hmm bence anlatılmak istenen bla bla bla.....''
İşte belkide hayatı olması gerektiği gibi değilde tahmin edilemeyen kısacası sürprizlerle yaşamak daha eğlenceli.Verileni alın ama sonra unutun:) 
Sonuçla bitirmek saçma geldi.Herhangi bir ironi yaratma yanlısı da değilim.


ciao:)

8 Ekim 2010 Cuma

I mean you do, have a nice, I mean...

Ne kadar soğudu havalar birden böyle? Bugün sırılsıklam olmakla birlikte hafiften de şifayı kapmış bulunmaktayım.Geçmişler olsun dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin biricik annem, diğer evde meşhur tony bana iyi bakacaktır.Bu gibi havalarda ben bütün yıl ilk derse yetişmek için koşarken bazı arkadaşlarımın hayallerinin peşinden koşturması gerçekten kıskançlık duygularımı kabartıyor.
Havadan sudan derken nereden çıktı bu kıskançlık duygusu diyeceksiniz:) Kıskançlıktan çok mutluluk benimki.Hayalleri uğruna ailesini karşısına almış, hayalleri için gerekli maddi desteği alın teri ile kazanmış, gerektiğinde hocalarının karşısına çıkıp korkusuzca onlarla yüzleşmiş birinden bahsediyorum.Ve en sonunda da gelmek istediği yerde.
Öyle izlediğiniz dramatik dizilere benzemez.Küçük Emrah edebiyatı da yapmak istediğim değildi ama böyle birini tanımak bana mutluluk veriyor açıkçası.Bazen böyle mucizevi olaylarda gerçekleşebiliyor.
Reklamda dedikleri gibi ''İmpossible is nothing''...
Dayatılanı, korkutulduğumuz şeyleri kabul etmeyip tek bir şeye odaklanırsak herşey mümkün olabilir.

Yemek vakti benim için.Hedefe ulaşmak,güçlü kalmak için yemek yemek şart! Bu mesaj umarım gitmesi gereken yere de ulaşmıştır.

20 Eylül 2010 Pazartesi

She’s ripping wings off of butterflies,keep your feet on the ground!

Ve bugün son kez ilk okul gününü yaşadım=)Okulun ilk günü eskiden heyecan vericiydi.Yıllar geçtikçe ''yarın erkenden kim kalkcak şimdi yeaaa!'' diyesi geliyor insanın.Sonra da bu duygu ilerleyip ''okul yıkılsa ya,bu nasıl okul böyle,hay ben böyle prosedürlerin,ders seçmek de ne,ay geçen seneki dersi geçmiş miydim,hay ben böyle işin taaa'' durumuna giriyorsun.Bende işte o son noktada sabah kalktım, çişimi yaptım,elimi yüzümü yıkadım kahvaltı bile etmeden evden çıktım doooğru deniz otobüsüne.Okulda herkesle sarılıp öpüşmeler,sonra ''yazın naptın? seninki napıyor? staj nasıl geçti?'' konuşmaları doğruca 2. evime kaçışıma sebep oldu.Tabi dersin ilk günden yapılmaması sevinciyle gittim eve.
Sevgili tony'nin işleri uzar veeee işte fırsat bu fırsat minik bir süpriz yaparsın.Evi şöyle toparladıktan sonra (çok hamaratım yaaaa:P) minik bir sofra hazırlayıp onu mutlu etmek günün anlam ve önemini taşıyan bir ortam hazırladıktan sonra,''ee olum beni alan yaşadı!'' ifadesiyle serildim kanepeye.Kendim acıktığımdan değil valla o masa sırf evini özlemesin diye yapılan bir masaydı.Kim söylemiş benim bencil olduğumu.
Sonra gelene kadar Spartacus izle.
Spartacus'te fena dizi değil aslında tarihsel bir önemi olan,mücadele etmenin nasıl birşey olduğunu,yakışıklı bir gladyatörün ateşli aşkını anlatan bir okadarda ateşli savaşma ve sevişme sahneleriyle dolu bir dizi.Eğitici bir okadar da öğretici bir dizi olup boş zamanlarda izlenebilitesi olan bir dizidir kendileri.Falsh forward'ın yerini tutabilmiş değil tabi.
Ve işte o en sevdiğim kısım.Yakışıklı Tony gelir.zili çalar.Dağlar kızı İrma kapıyı açar.O mis gibi fırından çıkarılmış ekmek kokusu kapının açılmasıyla tony'nin burun deliklerine doğru ilerler.Koyunların kuzuların melemeleri ve o güzelim dağların hafif serinliği evin içine dolar. Tony sevdiceği İrmayı görünce mutlu olur.Tabi bir okadarda dağlar kızı İrmayı mutlu eder.Camın kenarına kurulu olan tahtadan masadaki o mini mini tadları gören Tony daha bir mutlu olur.Sonra oturup yemek yerler.Aşklarını pekiştirirken minik pencerelerinden seyre dalar.
İsviçre alplerinin eteğindeki bir dağ canlandı gözümde.Yaaa bırak bu ayakları der gibisiniz:D
Hayal dünyası işte yapacak bişey yok.Dilin kemiği olmadığı gibi eliminde hiç ayarı yok öylesine de olsa yazıveriyorum.
Asıl konuya dönersek,sana kapıyı açmak,sana sofra hazırlamak,yanımda ben spartaaacus diye diretirken sızman,beni gün içinde mutlu eden şeylerdi.
İnsanlar büyüdükçe istekleri,aradıklar,ilk gün heyecanları bile değişir oluyor diyip anafikiri çakıp bitirmek isterdim ama böyle bir yazıya yapılmış hakaret olur.

Taklitlerimden sakının:)
Arrivederci.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Just shut up!

Susmak.EEE sus sus nereye kadar arkadaşım.Bazen söylemen gerekenleri söyleyememek.Söylemek isteyip de söyleyecek cümleleri bulamamak yada söyleneceğin kişiyi bulamamak veya söylenenin yanlış anlaşılması hatta söyleneni duyuramamak.
Her defasında söyleyeceklerini aynanın karşısında pratik yaparaken kendini bulmak sonrada bir türlü anlatamamak.Beyninin içini kemiren cümleler,rüyalarında kullandığın replikler...
Bazen düşlersin diyaloğu tam onun karşısındayken,söylemen gerekenleri olduğu gibi söylersin sonra ÇAT diye sahne kesilir ve gerçek dünya ya dönersin ya öyle birşey bu.Dışardan bakarsın olanlara dudaklardan dökülenlere olduğu gibi olması gerektiği gibi yanlış yada doğru akıp gidiverir.Zaman zaman yazıyada dökülür.Yanlış,yalan dolan yada kendisine göre haklıda olsa yazılması gerektiği gibi.
Susmak dediğimede bakmayın.Bir konuştum mu ohooo susturmakda mümkün değil.Yeter artık sus dedirttiririm ben adama.Her telden konuşurum.İşte bazen susmak gerektiğinide öğrenmem lazım.İçimi kemirmesine,rahatsız etmesine,gırtlağımı gıdıklamasına rağmen.
Ya konuşsamda ne farketcek ki.Herkez alması gerektiğini anlıcak,aslında söylemek istediğimi anlamamazlığa gelicek.Sonra nolcak hoooooop gene başa döncez.
En iyisi susmak.Heryerde herşeyde.

11 Eylül 2010 Cumartesi

One song,glory

Temmuzdaki yazımdan beri düşünüyorum.Ne düşünüyorsunki bu kadar yaz işte diceksiniz ama en mükemmel yazının nasıl yazılması gerektiğini düşünüyorum.Kafamda yine binbir senaryo, tonla ucu açık cümle,milyonlarca yaşanmış dakka ve bunları bir türlü toparlayamam.
Geçenlerde sevgili mefhavet teyzemin anlattığı hikayeden etkilendiğim gibi onunla ilgili birşeyler yazmak istedim.Daha sonra yazlıkta tam salıncağın karşısındaki manzaranın yatan hamile kadın profilini yazayım dedim.Sonra elma ağacının büyümesini,kedimi, dedemi yazayım dedim.Ama bir türlü olmadı.Gerek yorgunluklar,gerekse kafamı bir türlü toparlayamam bunlara engel oldu.Hala neden yazdığımı bilmiyorum ama yazmak istediğimin farkındayım.
Bu sene zorlu bir sene oldu ama herkes için yeni başlangıçlar yapabilcek bir aydayız.Halamın yanlızlığına yeni yeni alışması,kardeşimin öss ( yeni adını saçma buluyorum=)) hırsını yeni yeni tatması, benim okulumu toparlamam için yeni şanslarımın olması, pussynin yeni huylar edinmesi, sevgili ninjamın yeni planlar yapması vesaire...
Herşeye yeniden başlamak için çok güzel bir yıl bu yıl.Bütün eskilerin eskide kaldığı, alışılmamış yeniliklerin hayatımda olcağı bir yıl.Merakla heyecanla beklediğim bir yıl bu yıl=)

15 Temmuz 2010 Perşembe

Never turn back


Ben geldim...Nereden çıktın diye sormayın artık tekrar gündeme düşen garip yazılarımı yazmayı çoook özledim:)
Nasıl mıyım? Süperim.Bundan sonra bunalımlı,karanlık,chuck'ın yazdıkları gibi ironik ve bir okadar da depresif yazılar yok.Mademki teknolojik bir dönemde yaşıyoruz ve internet denilen nimeti olur olmaz herşeye kullanır olduk.Ben de artık kendi iç dünyamın karanlığını gün yüzüne vuracak yazılardan çok gördüklerim ve öğrendiklerime yönellik yazılar yazmak istiyorum:)
Haaa çok mu bilgiliyim,değilim:) Ama öğrencem.Öğrenilcek,yaşanacak okadar çok şey varken uzun yaşamanın sırlarını çözen birileri olursa lütfen bana ulaşsınlar=)Ninjamada lazım ölümsüzlük iksiri,2 porsiyon olursa sevinirim.

PS: Klinikte çalışmayı çok seviyorum=)

26 Nisan 2010 Pazartesi

I accept the change is good

Yazdıklarımın gizli güçler tarafından ele geçirildiğini ve kötüye yorumlandığının hissine kapılmaya başladım.Bu bir paranoyamıdır bilinmez ama artık kendi içimde düşünerek saklamaya karar verdim.Çok yazmak istediğimde bana çekmecemde duran pembe defterim eşlik edecek.Odama kadar da girmezsiniz herhalde.Tabi görünmez değilseniz...

PS:Gene gelmeyi umud ediyorum.Şimdilik hoşçakalın=)

21 Nisan 2010 Çarşamba

The civil wars

Poison & Wine



You only know what I want you to


I know everything you don't want me to


Oh your mouth is poison, your mouth is wine


Oh you think your dreams are the same as mine


Oh I don't love you but I always will


Oh I don't love you but I always will


Oh I don't love you but I always will


I always will






I wish you'd hold me when I turn my back


The less I give the more I get back


Oh your hands can heal, your hands can bruise


I don't have a choice but I still choose you


Oh I don't love you but I always will


Oh I don't love you but I always will


Oh I don't love you but I always will

17 Nisan 2010 Cumartesi

jamais vu...


Şu aralar kafamı dolduran sadece garip ama bir o kadarda ilginç gelen karelerle doldurmaya başladım.Düşüncesizliğim farkındalığımı doğurdu.Chuck palahnuik okuduğumdan mı bilinmez kafamdaki o kareler gittikçe çoğalmaya başladı.Mesela hiç siz uyurken yanınızdaki yatanın boynundaki kan basıncının yaptığı oynamalara tanık oldunuz mu? Yada bir köpeğin sıçarken ki yüz ifadesindeki utanmaya...
Saçmalamıyorum sadece birşeylerin küçük de olsa farkında olmak ilginç...Tabi bunun yanı sıra sevgili chuck bunu bir güzel sayfalara döküp de bunları senaryolaştırması ve sonunda fight club diye mükemmel kült bir film yapabilmesindeki yeteneğe özenmiyor değilim.Ben bu kadar düşük devrik allak bullak cümlelerimle,belkide allak bullak inişli çıkışlı hayatımdan olsa gerek karma karışık bloglarımı yazarken keşfedilmeyi beklemem saçma olur tabi.Ama oralarda bir yerlerde benim kafamın içindekini görebilmeyi başarabilcek birilerinin olabilceğini hayal ediyorum yada umuyorum.
Bir kaç saat öncesine kadar iç çamaşırına kadar kedi sidiği ile cebelleşen,dolmuşta en arka köşede suratını kapayarak saklanmaya çalışan ben fiziken arınmak için banyoda soluğu almışım.Ya peki ruhu? O nasıl arınıcaktı.Onca yaşanmışlık,görülenler,şahit olduklarım.Sanırım ganj nehrine doğru bir yolculuk yapmam gerekecek.He birde susmayıda bilmek gerekiyor tabi bazen.İçine atmayı,düşünmeyi söylememeyide.
Lanetinizi üzerimden çekin artık lüften!Kafamdaki karelerin netliği ve saçmalığı canımı sıkmaya başlıyor.En azından yarının düzgün bir gün olmasını ümid ediyorum.

8 Nisan 2010 Perşembe

You'll be my King, and I'll be your castle... just pay with thousand kisses:P

Bir zamanlar küçük bir kız varmış.İlk önce aşık olmuş.Sonra aşkını kaybetmiş.Sonra hiç bulamıcak diye korkulu günler,kabus dolu geceler geçirmiş.
Sonra masallardaki ve zor buluncak aşkı beyaz atlı prensini beklemeye başlamış.Sonra karşısına beyaz üniformalı ninja çıkmış.Hiçbir zaman tekrar sevemicekken,tekrar kalbinde kanat çırpıntıları,kuş cıvıltıları duymuş.Ninja da onu koruması altına almış ve sevmiş.
Ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Cevirilcek numaraya uzun uzun düşünceli bakmak...beklemek...
''Ne düşünüyorsun ara gitsin!'' demeye ramak kalmıştı sıkışık dolmuşta, mutsuz düşünceli kadına...

4 Nisan 2010 Pazar

I think ı'm ready,ready for it


Korkuların bazen o kadarda korkunç olmadığını öğrendiğim bir dönemdeyim.Bahara kanıp incecik dışarı çıkıp,deli gibi yağan yağmur altında spor ayakkabılarımın içindeki ayaklarımın sırılsıklam olması bile beni mutlu edebildi...Çünkü korktuğum başıma gelmedi.
Kötü bir adım sayılabilcek bir hamle yapmıştım.Kötü değildi benim için ama başkaları böyle düşünebilirdi.Başkaları kimin umrumda.Ama bu başkaları yıllarını paylaştığın çok sevdiğin dostların olunca iş değişiyor sanırım.Tabi bana mutluluk veren birşeyden asla vazgeçemezdim ama nasıl karşılancağını bilmiyordum.Şuan rahatlamış,mutlu,baharın gelmesiyle daha bir aşka gelen bir insan oldum...
İçtiğim ve yeşil periler görmemi sağlamayan ve hala gerçekliğine inanmadığım absinth'in verdiği baş ağrısıyla bilgisayar karşısına geçmiş gene saçmalıyor bile olsam,mutlu olduğumu sadece mutsuzken birşeyler yazmadığımı kanıtlamak ister gibiyim dimi?
Daha yüzleşmem gereken onca korku , denemem gereken onca korkunç iş varken hayatın çok kısa olduğunu düşünmeye başladım.Umarın yeterince yaşarım...

19 Mart 2010 Cuma

Things are making me fighter


Huzurluyum şu aralar.Belkide buralara uğramamın diğer bir nedeni de zamansızlıktan çok mutlu olmak.Mutlu olunca cümle kurmayı düşünmediğimi farkettim.Hep dipte hep sonda cümlelerden sonra böyle bir yazı hepiniz için şaşırtıcı olcaktır muhtemelen.
Huzurlu olmamın nedenini sorcak olursanız,bugün uyandığımda beni ısıtan bir güneşle karşılaştım.Okul yolculuğum sırasında uf sıcakmış diyebildim.Dallarda bahar geldi sanıp açan saftirik çiçeklere üzülmediğimi söylemiyorum ama onlarında tuhaf bir huzuru var.
En çok geçen gün sahilde oturupda soğuğa karşı ellerim ayaklarım buz kesilinceye kadar oturup güneşin batışını izlemek hoşuma gitmişti.O güneş orda battı ertesi gün daha sıcak daha güzel daha eğlenceli doğdu.
Şu yeni teknoloji tartıların birini denedim ilk defa,tabi gözüm 'tartalımmı abla' diyen çocuklarıda aramadı değil.Kilo boy gibi ölçümlerin yanında günlük falını yazan bir kağıt çıktı o garip soğuk makinanın içinden.Dedim ya yeni teknoloji diye.Falımda''bazen eşlik edecek birisi ile olmak yanlız olmaktan iyidir'' diye yazmışlar kağıda.Sanırım falım haklı,eşlik edecek birileriyle olmak yanlız başına sahilde yüzüme vuran soğuğa katlanmaktan daha iyidir.O yüzden o sahilde geçirdiğim gün önüme baktım,gördüm ve ona eşlik ettim.Yanlız olmaktan daha iyidi... Sağolun gökyüzü,sağolun soğuklar,sağol ninja...

15 Mart 2010 Pazartesi

We were more than friends

Sabah sabah okul yolunda cep telefonuma gelen mesajla irkildim.Mesajda şunu diyordu;''başka türlü davranmak gerekmedikçe herkesle dost ol,sana kötülük yapıldığında verebileceğin en güzel cevap unutmak olsun,unut ve bağışla ama kimseye teslim olma''
Sorguladığım bir durum değildi ama sorgulamaya başladığım konu.Gözümü açan tanımadığım kişiye burdan teşekkürler.

PS: babamın galipten gelen sesler baya teknolojik olmuş espirisine ayrıyetten tebrik etmek istiyorum.İyiki varsın babacım=)

7 Mart 2010 Pazar

Somewhere over the rainbow


Uzun zamandır beni aşkla bekleyen birini görmemiştim.Başımdan geçen bu durumda fazlasıyla şaşırtıcı oldu tabi benim için.Sıradan bir gün eve dönerken trenden inip merdivenlerin tepesinde bana aşkla bakan ve uzun bir süre beklemiş olan kişiyi görmemle başlar hikaye.Tanımıyorum ama içimi öyle bir ısıtıyor ki üzerime kilitlenen bakış sadece 5-6 sn sürse bile newtona karşı gelip bulutlara çıkarıyor beni.Sonra tekrar aklım bana oyunlar oynama başlar.O yakışılı içimi ısıtan güzel bakışlı insan peşimden gelir kolumdan tutar ve kendine doğru çeker.Basit romantik komedi sahnesidir bu.Ve mutlu son...Sonsuza kadar mutlu yaşarlar yalanı:)
Bir arkadaşımın hocasının açıklamasını okudum bunun üzerine.Şöyle diyor;''bir makale okumuştum... romantik komediler mi, bilim kurgular mı daha gerçek diye. elbette bilim kurguları savunuyordu. bilim kurguda atmosfer kurgusal ama karakter temsilleri gerçekle örtüşüyor diyordu. tamam adamın yüzü yeşil, uçuyor falan ama gerçek hayatta temsil ettiği kimliğe uygun davranışları... romantik komedide ise mekan gerçek, insanlar bize benziyo ama davranışların gerçek hayatta karşılığı yok:))) şimdi bu noktada sevgili kardeşimin teorisini eklemeden geçemicem. kedi de köpek de hayvandır ama ayrı türdür. kadın da erkek de insandır ama ayrı türdür. onun için köpek kardeş neden miyavlamıyo, mırıldanmayı başaramıyo diye hayıflanmanın anlamı yok. onu köpek olarak kabul edicen başka yolu yok:)) eğer günün birinde karşına bir romantik komedi erkeği çıkarsa dur ve düşün, gerçekte o bir erkek olmayabilir. kuvvetle muhtemel eşcinseldir:))) ''
O çocuk bana bakmıyordu,arkamdaki sevgilisine aşkla bakıyordu ve umarım onların hikayeside romantik komedi tarzında olur.Artık kendimden ümidi kestim başkaları için güzel dileklerde bulunur oldum:)) Şaka bir yana sevgili hocamızın açıklamasına bir yandan gülüp bir yandan da hak vermiş bulunmaktayım.EEEE beni şaşırtacak birileri hala yok mu oralarda?

2 Mart 2010 Salı

Blue foundation

Rüyada olduğumu sanıyorum bazen sana baktığım zaman.Cennette olmak istiyorum ya,hani her sabah flamenco soufi'yi orda olduğumu hayal ederek dinliyorum ya...
İşte öyle birşey oluyor senin gözlerine bakarken.Aşka dair hiçbirşey yokken özleme dair birçok şey buluyorum o derinliklerde.İzin versen dalsam,hatta boğulsam,sonra beni başka cennetler kabul etse.Ya bırak biraz daha bakayım.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Flamenco Soufi

Gözlerimi kapamış soğuk otobüste uyumaya çalışıyorum.Bir yanda da vazgeçilmez mp3 çalarım.Yani canımı al ama mp3 çalarımı alma derim hep.Gerçekten öyle.Keşke elimden gelsede vücuduma yerleştirebilceğim çip gibi bişey olsa daha rahat ederim.Neyse fantezi yapmanın hiç sırası değil.Konumuza dönüyorum.
Uyuklamaya çalışırken mp3 çalarımdan o güzel ispanyol flamenko müziklerinden flamenco soufi çalmaya başladı.İşte o dakka soğuk olan otobüs camda gördüğüm bütün o kalabalık durak manzaraları yok oldu.Yerini uçsuz bucaksız masmavi cam gibi kızıl deniz,sıcacık güneş, ipek gibi yumuşak kumlar oldu etraf...Bu parçayı adı gibi cennet olan ada da özellikle dinlemiştim.Parçayı dinlerken daha kuvvetli hatırlıyabilmek için.Sabahın köründe herkez telaşla bir yerlere yetişmeye çalışırken bense kendi cennetimde oturmuş,içimi güneşten gelen damlalarla parmak uçlarıma dokunan ipeksi ılık kumla ısıtıyordum.Taki şarkı bitene kadar.Bulutların üstünden yere doğru hızlı bir düşüş yaşamış olabilirim ama sabahki yaşadığım 8 dakkalık şarkının hayal gücümü tetiklemesiyle uçtuğum gezdiğim diyarın verdiği iç huzur ve mutluluğun tadı bir farklıydı.
Hep o cenneten öylece bakarak,sadece güneşin beni ısıttığı bir yaşam sürmek isterdim.Kaos yok,karmaşa yok,mutsuzluk yok,sadece ben ,güneş ve sonsuz mavi...

23 Şubat 2010 Salı

Without you


''Kaldığı evin az ilerisindeki falezlere kurmuştu o gün tuvalini.Tam resme daldığı sırada,yakınından havalanan bir martı denize doğru süzülüşe geçmişti.Hemen ardından,karşı kayalardan fırlayan başka martı da aynı yönde alçalmaya başlamıştı.İkisi de suya çarpmalarına az bir mesafe kala seri birer manevra yaparak göğe doğru yükselişe geçmiş adeta kanatlarıyla birbirlerine sarılmış bir vaziyette,falezlerin seviyesini bir hayli aşana dek yükselişlerini sürdürmüşlerdi.
Bu iki martının uçuşunu izlerken kendince bir çıkarımda bulunmuştu:
Bağlanabilmek için,önce bağımsız olmak gerekir.''

                 Kalemine sağlık Serdar Özkan

22 Şubat 2010 Pazartesi

Brand new start...


Rüyadan uyandım işte.Hiçbir şey düşünmüyorum.Hiçbir kötü durum gözümde büyümüyor.Hiçbir mutsuzluk bu büyüyü bozamaz.Tek üzüntüm bu rüyanın bitmesi.Nasıl bitti hangi ara,bu kadar gerçekken neden biter ki.Ama tıpkı dediğim gibi M.s oldu bu durum benim için...
Mükemmel kardeş gibi gördüğüm insanları oralarda bırakmak baya zor oldu,eve dönerken ailemden ayrılır gibi hissetmekde cabası.Bir yandan yaşananların gerçek olmayacak kadar güzel olmasına şaşarken diğer yandan da biticek olmasına üzülmek böyle birşeymiş.
Kışın ortasında şeker gibi denize girmekten tutunda,gece tepede yıldızlar çölün ortasında kalmak,meşur hard rock cafe'de kafayı bulmak,şeker kamışı kemirmek,deli gibi pazarlık yapmak,farklı kültürler insanlar tanımak,mükemmel bir tatildi benim için.Kafamda okadar çok hikaye vardı ki,zamansızlıktan hiçbirini yazamadım,inanılmaz duygular içindeydim.Kafamdaki düşünceler uçuşup duruyordu ama ben her seferinde onları özgür bırakıyordum,uçsuz bucaksız çöllere,rengarenk mercanlara doğru.
Hayat yaşamaya değer.Hayatın getirdiği süprizlere sırt çevirmemekle bunu anlayabilirsiniz.Hayır demeyi bir kenara bırakıp birazda Evet demeyi bilmek lazım sadece...Tıpkı bu geziyede korkusuzca evet demem gibi...
Rüyadan uyandım ama o kadar huzurlu ve mutluyum ki,kafam okadar dağılmış boş temiz ve ferahlamışki artık eskisinden daha umutluyum...Bundan önceki herşey geri dönmicek şekilde eskidi,artık herşeyin yenisi gelsin.Kızıldenize doğru evrene seslenişim gibi ''Yeni,herşey gelsin!''

5 Şubat 2010 Cuma

I dream of gardens in the desert sand ...


M.ö. ve m.s.
Bu size millat kavramını anlatsada, benim m.ö de yaşadığımı kabul edersek, mistik bir gücün önümüzdeki 12 gün içinde ben yıkayıp ,yoğurup ,perişan bir halde tekrar kendime getirdikten ve tekrar doğuşumdan sonra da m.s.yi yaşıyıcak olmamdır.Herşey hazırlandı.Önümdeki koskoca 12 güne karşı hazır hale getirdim.Bütün üzüntüler,sıkıntılar,kötülükler,mutluluklar,dostluklar,aldatılmalar,sevgililer uçağa bindiğim an hepsi burda kalıcak.Tekrar geldiğimde beni hangileri karşılar bilmem ama yeni bir başlangıç yapcaksamda artık bu belirsizliklere bu soru işaretlerine son vermem gerekicek.Önceliklerimi göz önünden geçirmek.Öncelikle kendimden başlıcam bu uzun yolculukta,yanıma alıcaklarımı aldım gerisi buralarda kaldı.Yani tek başınayım,önemli olan benim,bunu kafama kazımam gerekicek.Benim var oluş sebebim.Var olmak için mücadele edeceğim mesleğim.Hayaller artık şöyle bir kenarda dursun.Artık gerçek dünya'ya gelmenin vakti geldi geçiyor bile...İşte M.s şuan size ne kadar sıkıcı gözükse de artık yoluma çıkıcak her güzel şeye evet demek yerine tartarak hayatıma dahil edicem...
P.s: Sıkıcı olmam;)

3 Şubat 2010 Çarşamba

Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak...

''Herkes aşka sahip olmayı kaldıramaz.Eğer ki siz elinizdekini bir köşede tutarken,diğer çiçeklere de konmak isterseniz,eninde sonunda kaybedersiniz.Küçük oyunlar bazen hayat kurtarsa da kaybetmeyi göze alıp kalkışın bu numaralara.Elimizdekilerin kıymetini ne kadar biliyoruz acaba?Hep neden kaybedince ağlarız ardından?Ya bizde bir problem var ya da bildiklerimizde.Zekanızı kullanın, hayatınıza yansıtın.Sevdiklerinize,en önemlisi nadir yakalanan aşklarınıza sahip çıkın.Aşk ne pirinç ne bulgur.Olsa olsa baharattır,aşk baharat gibi kokusu olan,farklı tatları olan çeşitli baharatlardır.Ve baharat her şeyin tadıdır.Aşk gibi..''

                              Sertaç Şenbahçe

Tabi elimizdekilerinin kıymeti kısmını yazar hanımefendiye sormak isterdim.
Sevdiğim bir kısım,doktorun söylediğini yap ,yaptığını yapma diye boşuna dememişler:)

31 Ocak 2010 Pazar

Clouding up my mind


Bugün güzel güzel ıslandım,yorgunluğumdan arındım.Herkezin yaptığı gibi damlalardan kaçmayıp yüzüme çarpmasına beni sırılsıklam sarmasına izin verdim.Uzun bir süredir böyle sarmalanmamıştım sanırım.
Kafamda düşüncelerden kukuletalı bir şapka.Balon değil.Öyle kıvrım kıvrım değil benim düşüncelerim.Geniş bir spektruma sahip olarak başlayıp keskin bir sonla bitiyor.Tıpkı yazdığım ve her seferinde defterin sonundaki gerçek,aslolan söylenen bir sivriliğe sahip bilinç akımlarım gibi.
Neler düşündüğümü bende tam kestiremiyorum.Şimdi napsam bir sonraki adım ne olsa? Oho sende çok düşünüyosun bırak bunları diyor olabilirsiniz ama ben böyle rahatlıyorum.Düşünerek.Evet kafamda çok kurguluyorum her seferinde kendi uydurduğum senaryolardan bile korkuyorum,üzülüyorum,hatta bazen abartıp ağlıyorum.Melodramı severim demiştim.Sonunu bildiğim kitaplarda,filmlerde tekrar tekrar diken diken olmak bile beni mutlu ediyor.En azından duygularımın yaşadığını ve hafızamın henüz ölmediğini hissediyorum.En sevdiğim şeylerdir,en kötüsünü düşünmek.Başarısız olmak,hastalanmak,sevdiğim birinin ölmesi,kedimin kaybolması,sevdiğim adamı başka kızla görmek.
Yollayamadığım mesajlara,söyleyemediğim sözlere,gidemediğim yerlere üzülmek daha fenası sanırım.Bilinç akımının mantığını bana ince ince işleyen saygı duyduğum bir abimin de dediği gibi artık sadece ben varım o çölde bir tek ben olcam,ben eğlenicem,kafamı boşaltıcam.4 duvar arasına sıkışmış ruhumu çıkarıcam,salıcam uçsuz bucaksız çöllere.
Tıpkı dün sahneye çıkıpda bir kaç insanın önünde hiç benden olmayan bir karakteri canlandırmak gibi bu.Başka birşey olmak,kabuğumdan çıkıp biraz daha umutla bakmak.
Hani çok önceden demiştim ya böyle bir kutu olsa içine girsem saklansam kimse yaşadığımı bilmese en azından bu acı bitene kadar orda kalsam diyordum.Sanırım bu acıyı hala canında hissedebilmek daha büyük bir şans.Günleri yakıp küllerinin uçup gitmesini bekledim yana yana.Ulaşamıcağını bile bile mumlar yaktım,mesajlar yazdım.
Domatesin yeşilden kırmızıya dönmesi gibi kızardım yaptıklarımdan ötürü.Olgunlaştım.Saçmaladım.
Saçmalamaya devam edicem canım yancak ama ben hep mutlu olcam.Bildiğim sonları yaşayıp her sonda tüylerim diken diken olcak ve ben bunu asla engel olmıcam.

29 Ocak 2010 Cuma

Russian roulette is not the same without a gun

Hani uçlar arasında bir çizgi vardır ve bu uçlar birbirinden uzakda olsa seçimleri siz belirlersiniz.Tıpkı ölümle yaşamak arasındaki çizgi gibi.Yok yok gene başlamıyorum.Öyle bunalımlı gothic bir insan değilim.Tam tersi artık birşeylere umutla bakmak istiyorum.
Bile bile ne kadar tehlikeli olcağını bilsenizde gene de o heyecanı yaşamak için tercihinizi ölüme yakın kısımdan kullanırsınız ya öyle birşeydi bugün kü.En azından yaşıyacaklarımın değerini böyle anladım.Bir şeylerden feda ederek.Çok güzel bir haftanın beni beklemesine rağmen bunu yaptım.Kedimi,köpeğimi,iş yerimi,annemi özlememe rağmen onlardan kaçmayı isteyerek bunu yaptım.Azraile meydan okudum.Evet hala yaşıyorum.Yaşayabilmek için dua ettim.Ölüm zaten en kolay kaçış.Tek yol, dönüşü olmayan bir yol.
Bugün dumanıyla mesaj vermek için yaktığım mumun bir anlamı kalmamıştı.Dilenen tüm dilekler sona ermişti.Evet kaçışı tercih ettim.Sonu seçmekten değil,yeni başlangıçlar yapmak için.Ruhumun hala o kocaman vitray camlar arasında olduğunu hissediyorum şuan.Ama özgür,güzel,mutlu.
Eğlendim.Gerçekten çok eğlendim.İstediğim herşeyi haykırdım.Seçimi yaptım.Seçimim de yanımda olanlarlada uzun uzun konuştuk bir yandan ölmemeyi dileyerek.Yeni bir çocuk doğmuştu o dakka.
Yok yok uzun bir süre buralardayım.O çocuk daha büyücek,yürümeyi,hayatı öğrenicek.Hayattan birşeyler kapmayı öğrenicek.
Daha görecek çok şey,yapılcak çok iş var.Ama zaman zaman elinizdekinin hayatınız bile olsa kaybetmeyi göze almanız,azcık ucundan tatmak bile ne kadar tatlı ve değerli olduğunu anlatıyor.Daha çok gülücem çok eğlencem çok sevicem...

27 Ocak 2010 Çarşamba

Ripped his heart out right before his eyes,eyes over easy,eat it! Eat it!

Minicik bir oda,ortada boş bir masa etrafını saran güzel mi güzel kadınlar.Birşeyler tartıştıkları belli, aslında burdan öyle gözüküyor.Birkaç kadın birleşince ne tartışabilirlerki.Ya örgü modelleri hakkında muhabet ederler yada klasik dedikodu modunu geçerler.Sizce...
Ne kadar zararlı olabilirler.En fazla sevilmeyen tiplere laf arasında atışmalar yapılır.İçten içe kırgınlıklar olur.
Bu kadar zararlı olabilceklerini düşünmemiştim.Korku filmleri havasında devam etmeye başladı bu kare.Nereye doğru gider bu bilinmez.
Ortada voodoo bebeği...Bilinmez kime adanmış hangi zavallı erkeğin ruhu içine girmiş ve hangi garibi iğneliyorlar.Ameliyat yapıyor gibi okadar titizlikle masaya yatırmışlarki, pür dikkat yapılan önemli bir operasyon bu.Çok dikkat isteyen bir iş.Küçücük bir hata hayatlarına mal olabilir.Yada hayatlarının bir parçasını kendi elleriyle yakıp yıkıyor olabilirler.
İşte bu tabloyu gördükten sonra biz kadınların ne kadar dikkat edilmesi gerektiğine inandım.Bu ayine ilk defa katılmıştım,ilk defa bu kadar olgunlaşıp içlerine girmiştim.Aslında beni ilk defa kabul etmişlerse de hala aşmam gereken sınavlar var.Daha ne sırlar var.Ucundan azıcıkda olsa gösterip gerisini hayal gücüme bıraktılar.
Ayinde ortamın doğallığını bozmamak içinde bir köşede çalışan televizyonada göz ucuyla değmeyi unutmuş değiller.Sevdikleri ve vazgeçemedikleri bir dizinin bir parçası gene kalplerine dokunmuş,canlarını acıtmış,gözleri dolmuş.

E be saftorozlar sizin neyinize bu ayinler,öc almalar.Sizin ruhunuz bunları kabul etmiyorki,siz kalkmış küçücük bir bebeğe kaldırabilceğinden fazla büyük bir karakter yüklemişiniz.Bezden günahsız suçsuz basit bir bebeğe kendinizin bile taşıyamadığı aşkınızı koymuşunuz.Bir de almış aşkınıza iğneler batırmış sanki bir tek onun canı yanıyor gibi yapıp mutluluk oyunları oynamışınız.Hala bayağı bir türk dizisi sahnesinde bile gözünüz dolmuşken sizin neyinize şeytanlıklar.Heleki daha benim gibi bir çömeze cadılık eğitimi vermek neyinize.

25 Ocak 2010 Pazartesi

I will drink as much lemonchello as i can

Kaybolsam ardından.Gün dursa.Sen doğsan.Tıpkı Cronos'un aşk yapma yeteneğinin elinde alınıp denize savrulmasınadan sonra kanayan kalbindeki damlalardan en değerli inci gibi doğan Afrodit gibi.Ama bazı hikayelerin sonu mutsuz bitermiş.
Bu benim hikayem.Tanrının yazdığı romanın baş kahramanı olabilirim ama,hayal gücümün senaristi benim.Tıpkı kafamın içinde yetiştirdiğim,büyütüğüm Dryad'ların ortalığa saçılmasından sonra çıkan yeşil peri tozlarından dökülen pırıltıların etrafı aydınlatıp ısıtması gibi benim hikayem.
Oysa umut ne kadar azdı...Ama gökkuşağının altında beni bekleyen umutlar var.
Bu hikayede bana yer yok mu? Adımı bile koymuşlar benden habersiz.Ne yani sadece senaryoyu okuyup gerekenlerimi yapıcam.
Geri ver herşeyimi,çok üzdüler beni hayat sayende.Hayat ben seni üzmedim.
Bu yolculuk nereye doğru gidiyor bilmiyorum.Müsait bir yerde durayım artık.Madem bu kadar karışık kalabalık yollardan geçmişken eve gidip sıcak yatağıma girip sevdiğim kitaplardan birini alıp kahvemi içme zamanım gelmiştir demekki.

21 Ocak 2010 Perşembe

The cosmic fish they love to kiss

Şarkıdaki Bella luna,masaldaki Rapunzel,dizideki peyton,çılgın kız mimi, muzikaldeki maureen,sıfat tamlamasındaki kavgasız kuş,şiirdeki tanrının gelmesine neden olan kadın,efsanedeki gabriel,ertelenilen bir aşk,becerikli aşık hürmüz...
Hepsinin ruhumda bir yerlerde olduğunu hissediyorum.Bazen hayat buluyorlar akıp giden zamanımda.Bazende öyle içimde kalıp patlıyor.

Do we know? when we fly? when we go? do we die?



Genç kendini özgür ve çılgın bir şekilde hisseder kötü geçmiş bir sınav sonrası yapmadığı birşeyleri yaptığında.Daha önce hep hocalar sorular sormuştur,artık sıra onda olduğunu düşünür ve gider hocasıyla konuşur.O korktuğu koca kapı açılır içeri girilir ve isyan niteliğini tanıyan konuşma yapılır.Her sınav kağıdında ismi mi soruyorsunuz peki ya siz kimsiniz? Bizi zorlayarak egolarınızı mı tatmin ediyorsunuz yoksa benden nefret mi ediyorsunuz? Peki ben size ne yaptım söylermisiniz?
Evet bu dialogdan sonra nasılsa garip bir huzur kaplamıştır içini,Göğüs kafesindeki çırpınan kuşun ordan kaçtığını anlayarak.Yürüdüğü yolda aşılmayacak duvarlar olsa da onları aşabilceğini hisederek hızlı hızlı güzel ışıklı beyoğlunda yürür.Aralardan kaçarken hızlı,önüne kalabalık çıkınca yavaşlamak kaydıyla...

19 Ocak 2010 Salı

Cause ,i got it where i want it now



Bilinç akımı demişti saygı duyduğum abim.Kafanı boşaltmak,söylenenleri söylememek, kağıt kalemle düşünmek...Bloglar sayılmıyor,çünkü bilinç akımı adı gibi bir akım değil.Ruhundaki akışlar,hani beni savurup kıyılara vurucak Irmak'ın oluşturduğu akım.Benimde bir bilinç akımım vardı ama baktıkça üzüldüğüm için pandora'ya verdim ki benden uzak tutsun diye.
Sahibine tekrar döner mi  yada aslında gitmesi gereken kişiye ulaşır mı kocaman fırtınayla? Yada ele geçtiği zaman zeusun göz karartan şimşeklerini çakar mı bilmem.

17 Ocak 2010 Pazar

Guess what?

status ! repeat

She's a dwelling place for demons



Açık...Herşey artık çok açık.Gerçekler,istekler,düşünceler,hayat.Kafanı ne karıştırabilirki.Giden gitti kalan sağlar bize kaldı.Geceleri ağır basıyor bazen ne yapmam gerektiğini, nasıl olması gerektiğini düşünürken buluyorum.Düşüncelerim resimleniyor,düşlerimde buluyorum kafamdakileri.Tıpkı kelimelerin buraya akması gibi düşlerime akıyorlar.Çırıl çıplak uyumak,zil zurna sarhoş olmak,sorgulamadan düşünmeden yeni insanlarla beraber olmak,sorumluluklarımı düşünmeden tek bir gün geçirmek istiyorum.Geçenlerde bir tanıdığımın etrafın yanlış olduğunu düşündüğü hayatını kıskanırken buldum kendimi.Ciddi anlamda ben böyle bir hayat istiyorum dedim.Düşününce çok yanlış.Aldatmalar,kandırmalar,yüz üstü bırakmalar, gönülden geldiği gibi harcamalar, teşhirci kıyafetlerle ortalarda dolaşmak...Ne kadar kötü olabilirki.Bir dönem denemek lazım bunları...Hayata bir kere gelmiyormuyuz zaten,nolmuş yani üzülen olduysa yada sevmeden sevişmek gerekiyorsa.
Hayat çok ilginç ve eğlenceli bence...Şuanki tek amacım okulumu bitirmek ama daha sonra inanılmaz bir macera beni bekliyor olacak.Bakalım benim içimdeki şu durmak bilmeyen taşkınlıkla akan Irmak beni nerelere savuracak.Coming soon:)

15 Ocak 2010 Cuma

Tam anlamıyla young and hopeless, ama hayatta başımıza daha kötü şeylerde gelebilir.Dokunulmaması konuşulmaması,hatta düşünülmemesi bir günde...

12 Ocak 2010 Salı

Eros'un okları uykunda seni rahat bırakmasın=))

10 Ocak 2010 Pazar

kibarca sinirlenip,sakince küfrediyorum...

8 Ocak 2010 Cuma

restraints are useless here,tasting salvation's near



Bir kaç gündür gene yazmak istiyorum ama yazacakalrımdan kaçıyorum.Çünkü ben bukadar karamsar,bukadar üzgün,dipte biri değilim.Hala finallerim bir yandan devam ediyor ve açıklanan sınavlarda da telafiye kalmışım.Gelde üzülme gelde kaygılanma:S
Ya resmen içimi dökmek için yazıyorum şu blogları.Kötü hissetiğimde aklıma geliyor yazmak.Çünkü yazarak rahatlıyorum.
İşte böyle bir günde otobüs yolculuğu yapmak ne kadar yaratıcı olabilir sence.Heleki mavi ama bulanık bir çift göz görmenin bende nasıl bir hayal gücü canlandırabilirki.Acaba bu adam neler yaşamışta gözlerinin feri gitmiş.Acaba umutlarını yitirmesi,hayallerinin kırılması,duygularının yıpranması mı bulanıklaştırmış yada gördüğü gerçeklerden kaçmak için mi etrafa bulanık bakıyor.Amma çok düşünüyorum,kendimi geçtim artık etrafı düşünmeye başladım.Kendime garip bir dünya kurmaya başladım.Yolda yürüken Tım burton filmlerindeki kareler gözümün önünden geçiyor,dinlediğim müzikten etkilenip bir klibin içindeymişim gibi hayal ediyorum kimi zaman.Okuduğum kitaptan etkilenince de ne otobüs ne tren hiç birşey farketmiyor şaşırdığımı,üzüldüğümü oracıkda pat diye döküveriyorum sanki kitap sayfaları arasında yaşıyormuşum gibi.Sanırım bu dünyam gittikçe büyüyor ve absürt bir hal alıyor.Tıpkı Alice'in harika sandığı yeraltı gibi.Büyüdükçede iç işleri karışıyor,İnsanlar sınırlarını zorluyor,sornada birden bakıyorumki patlamış içinden dışarı akıtıveriyor bütün sorunlu sıvılaşmış harfleri,kelimeleri,cümleleri...Tamda şuan bulunduğum odamda,karşımdaki teknolojinin yaratığına...

5 Ocak 2010 Salı

What are you asking for?

Nasıl olduğumu mu merak ettin?İyide bundan sana ne???
(Meloma gelsin bu şarkı'da=))

''UNUTAMA BENİ''

Xena


Sanırım istediğim mesleği yapamasaydım ya iyi bir dansçı,ya iyi bir aşçı yada psikopat bir kiralık katil olurdum:) Hayda buda nerden çıktı diye sorarsanız en büyük tutkumdur dans müzik,olmazsa olmazlarımdan.O kıvrak hareketleri,esnek duruşları,tutkulu yürüyüşleri yapamazsam yaşayamam.Kendini kaybediyor insan her müzik dinleyişte,eee ozaman en uygun napılır,Dans edilirr!!!

Mutfakla aslında aramda yoktur hani,beceriklide değilim,ama tatlı yemeyi inanılmaz çok seviyorum.Bazen intahar etmek istediğimde seçeçeğim yolun tatlı komasına girerek olması gerektiğini düşünüyorum.Ciddiyim, tatlıları her daim severim.Çikolataları,şekerleri,Minik tatlı meyveleri;pastaları,annemin atom'unu hepsini çok seviyorum.Ucunda hastalık olmazsa bıkmadan doymadan hayatımın sonuna kadar tüketebilirim bana mutluluk veren bu şeyi.Uyuşturucu gibi birşey.Bazen çok fazla yediğim zaman mutluluktan zevkin doruklarına çıktığımı hissediyorum.Eyvah gene azdı diceksiniz :D Evet azdım,çikolata böyle bir şey benim için.İyi bir öpüşme,ateşli bir sevişme gibi  :PHatta bazen daha da iyi.
Kiralık katil nerden çıktı şimdi yaaaaa? Oda şurdan beni üzenleri kıranları unutamadığım için belki ortadan kaldırdığım zaman hafızamdan silerim diye düşünüyorum.Bunun yanında bir de gereksiz o kadar çok insan var ki hani yaşamayı hak etmeyen ,yaşamayı bilmeyen,yaşayamayan... Onlar için iyi bir şey yapmış olurum aslında.En azından çabuk ve kısa yoldan huzara kavuşurlar.Bu onlar için bir ceza değil bir hediye gibi bile gelir.Mitolojik Zeyna karakterini her zaman sevmişimdir.Çok güçlü bir karakter.Hiç bir şey için üzülmeyen,acımasızca cezalandırabilen,bu bizim zamanımızda hiç mümkün olmayan bir kadının kendi ayakları üzerinde erkekten bağımsız durabildiği bir karakter.Hep istemişimdir onun gibi duygularımın güçlü, yaşadığı kötü şeyleri unutmak için hafızamın zayıf, cezalandırıken acımasız olmayı.
Kim bilir içimde bir yerlerdeki Zeyna hiç beklemediğim bir anda çıkar;)

2 Ocak 2010 Cumartesi

The Station of Broken Hearts

Mademki benli hayat sana kafes kadar dar

Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar
Hadi git benden sana dileğince izin
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin


Git iş işten geçmeden git
çok geç olmadan vakit
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git


Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın
Oysa ki hep yedekte hep elde var saymıştın
Hadi git ne bir adres ne bir hatıra bırak
Zannetme ki pişmanlık mutluluk kadar ırak


Ne vedaya gerek var ne de mektuba hacet
Git de Allah aşkına bir selama muhtac et
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan


Git iş işten geçmeden git
çok geç olmadan vakit
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git


Kopsun nerden inceyse artık bu bağ bu düğüm
Her gece daha berbat daha vahim gördüğüm
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum
Sırf sana üzülüyor sırf sana acıyorum


                   Ellerine sağlık....

1 Ocak 2010 Cuma

The Microphone Squeaks


Sıcak bir kahve için kaynatılan suyun sesinin bu kadar huzurlu ve umutlu olduğunu düşünmemiştim.Derse oturmadan geceden kalma halimi düzeltmek için yapılabilcek en iyi şey olduğunu düşünmüştüm ama kanımda hala dolaşıp duran votkanın kahkaha attığını duydum birden.Sesler,kokular,düşler bunlar sanırım bizi yaşatan.Ölüm soğukluğu bedenimize girene kadar bunlardan asla birini yitirmeye niyetim yok.Yıllar önce piyano hocamın müzik kulağımın ne kadar kuvvetli olduğunu söylemesini hatırlıyorumda sanırım haklı.Seslere karşı aşırı duyarlıyım.Bu yeteneğimden memnunum...
Bir kere dinlediğim bir dizi ses yığınını tekrar dinlediğim zaman ne yaptığımı,ne zaman dinlediğimi,ne düşündüğümü,hangi kitabın hangi kısmını okurken dinlediğimi düşünmek hatıtlamakda ayrı bir huyum.Mutlaka hatırlamam gerek ne zaman dinlediğimi ne düşündüğümü nasıl bir anısı olduğunu.
Çocuk sesleri korkunçtur.Dayanamam ağlamalarına,vızırdamalarına.Vızıldama derken sinek vızıldamasından da nefret ettiğimi söylememe gerek yok.Ama boşa dönen plak vızıldamasını duymakda bir okadar dramatik melankolik hissetirir.Artic monkeys,fake tales of San Francisco'da hep yorgunum bir gecenin sabahında kulağımın dibinde çalıp beni uyandıran ve her seferinde huzurumun kaçırdığı için o sıcacık yatağımdan sevdiceğimin kollarından beni ayırdığı için küfretmiş olduğumu hatırlarım...Evet kötü şeylerde hatırlatığı oluyor.
Şimdi siz diceksiniz ki, yeni yılın ilk günü bu nasıl bir melankoli.Size söz sınavları geçtiğim an daha mutlu daha umutlu yazılar yazıcam.Hepsi sabah ki kahvenin suçu,bide bize böyle stressler yaşatan okulumun...