26 Ekim 2010 Salı

Provoke a smile:)

Sarı dolmuşları hepiniz bilirsiniz.Hani şu Taksimde çok içmiş olursunuz da sizi eve 20 dk içinde gayette makul fiyata yetiştiren o dahiyane araçlardan bahsediyorum.Evet 20 dk çok kısa bir süre ve sarsıntısı geceden kalmış olmanıza daha bir yardımcı olur.İşte onların birindeydim.
Sarhoşlardan,tinercilerden, üstü başı garip olan herkesten oldum olası korkarım.Sanırım birazda ön yargılıyım bu konularda.
Ön koltukta oturan sarhoş adamın esprileri gecemizi baya keyiflendirdi.biz keyiflendik ama o eve girmekten korkuyordu. ''oğlum gül beni bu saate almaz.Kapının önüne koyarsa size gelirim'' dedikçe biz yerlere yatıyorduk. 
Çok sevimliydi kendileri,acaba ne olmuştu da bu kadar sarhoş olmuştu.sorun muydu? keyfi miydi? keyfi ise neden bu kadar kızar ki insanın eşi bu duruma? Herkesin hakkı felekten bir gece.
Evlenince görürüm seni diyorsunuz:D Müthiş bir gecenin ardından  '' kızım kocam beni almayacak eve'' demek istiyorum bende.Çok eğlenceliydi.Filmin sonu ne olmuştur acaba?Çok meraklıyım...


Şu aralar mor ve ötesinin Araf şarkısına takmış durumdayım.İçimden sürekli onu söylüyorum.

Buradan yasmin levy'e seslenmek istiyorum '' Daha doğru düzgün bir tarihte neden gelemedin ah yasmin''
Kendilerinin tekrardan sınırlarımız içinde bulunması ve tarihin de benim sınav zamanına gelmesi beni gerçekten üzmüş bulunmakta.
7 ocağı da iple çekiyorum.Muhteşem cher ve christina aguilera show'u umarım hayal kırıklığı yaratmaz.

Biletixlik yaptıktan sonra ben kaçar anacım.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Do that thing honey!

Sevgili dengesizlik,
Neden etrafımızdakilerin çevresini bir karabasan gibi sardın? Neden bir gün önce iyi iken diğer günlerde kötü olabiliyorsun? bir dolu iltifat alırken diğer günler yerden yere vuruyorsun?
Benle ilgili değil bu yaşananlar.Dışarıdan gözlemlediklerim sadece.Dışarıdan derken de çok uzaklardan değil.Hemen yanı başındayım bu dengesizliklerin kararsızlıkların hatta ileri boyutlarında yalan dolan abuk subuklukların. 
Çok yakın arkadaşım bu dertten mustarip.Ey aşk sen nelere kadirsin? Yaptığım şey sadece kuyuya bağırmak oluyor şu anda....Bu yazının asla yankılanacağını gideceği yere ulaşacağını sanmıyorum.
Sadece pişman olmayacağınız şeyler yapın demek istiyorum.Düşünerek konuşun.Yaptıklarınız yaşattıklarınız bir gün elbette gelip dönüp sizi bulacaktır. Dönüp bulacaktır ama asla gereksiz yere suçlamalarda bulunmayın derim. Ha bide yaptıklarınızdan pişman olup sonrada Emrah edebiyatıyla karşılarına çıkıp da acıtasyon yapıp  ''ah ben böyle kötü yola düştüm, yok gelmezsen atlıcam yada bunu sen bana nasıl yaparsın'' kısımlarına girmeyin=) 
2. şans tamamen zaman kaybı oluyor değişen hiçbir şey olmuyor.Önüne bakmalı insan.Hep daha iyisini,güzelini,en mükemmelini görüyor.Güzin ablaya bağladım.
Nerede bendeki o güzelim karanlık bir o kadar da gotik senaryolar.Şu aralar doğam itibariyle milletin yaşadıklarını burada dedikodu ediyorum.İyi mi yapıyorum? yoooo yazmak için yazıyorum gibi gözükse de evrene buradan sesleniyorum.Belki internetteki kanallardan biri  de evrenin tam göbeğine açılıyor ve güzel dileklerimi duyardur da etrafımdaki insanların mutlu olduğu düzgün bir hayat sürmemi sağlar=) Anneme dönmeye başladım.Reiki,fengshui,yoga,paralel evrenlerde gidip gelme...Annem köşe yazıları yazsa bu konularda fena popüler olur da işte ikna edemiyorum ki.Kendilerinin edebiyatı benimkini döver de:)


Tavuktan zehirlenmelerin, deniz tutmalarının olmadığı günler diliyorum.Bu arada sözüm meclisten dışarı da çok da uzaklar da değil:)

13 Ekim 2010 Çarşamba

Ve bir nehir akıp gider...

Büyüdükçe hayallerim azalıyor.Gerçek hayata daha çok bağlanır oluyorum.Derdim ne bilmiyorum.Hayal kurmak varken iş güç derdi de nereden çıktı şimdi.Sıkıntı stres yaratmamak elde değil ki.
Tamam da kendi hayallerimi baltalarken neden başkalarınkine saldırıyorum anlamadım.Çok mu hayal kırıklığı yaşadım acaba.Okulumla ilgili,mesleğimle ilgili,ilişkilerimle ilgili?
İtiraflara gerek yok,sustum=). Kaygılarımın olması normal ama başkalarının hayallerini de gammazlamaya hakkım yok bence.
Şişe çevirmece diye saçma sapan itiraf ve cesaret oyunu var ya orada verilen cezalar gibi camı açıp ''ben eşeğim'' diye bağırmak geçiyor içimden.Belki bu cezayla başkalarına saldırmamayı,onlarında hayallerini yıkmamayı öğrenirim. 
Bu yüzden büyümek istemiyorum.Kim büyümek ister ki.Ruhani düşmanlarla savaşıp kahraman olmak, sahte bir sahnede şarkı söyleyip star olmak varken=)
Ben hep power ranger'ın kimberlysi olmak isterdim.Hiç de alakam yok kızla :D Kız bir kere pembe ve sarışın. ama hiç bir zamanda gruptaki kırmızı esmeri olmak istemezdim.Çocuktum.Büyüdüm. Şimdi ben aslında kimberly olmayı beklerken birden kendime en uygun olanın kırmızı olduğuna inanmak zorunda kaldım ve kırmızıya uyumlu hale getirildim.
Sevgili Cem Adrian'ın da dediği gibi ''Hayat seni ben seçmedim ki''... ya da ben mi seçtim ne?


Aslında merak ve sabırsızlık arasında gidip geliyorum şu aralar:)Fallar da mı arasam cevabımı :P




Sizce?

12 Ekim 2010 Salı

Love doesn't last to know

Sinema salonunu dolduran kalabalığın büyük bir çoğunluğu çoğu kez felsefik  filmlerden etkilenir ve hemen çıkışında filmle ilgili eleştiriler, yorumlar, ''işte benimde hayatım aslında böyle olmamalı'' lar duyulur.Tabi 2 gün sonrasında bunların hepsi unutulur ve sadece gidilesi bir film olarak kalır.
Film yeni vizyona girmiş olan 'ye dua et sev'.Eğlenceli, görüntüleriyle ve çekilen yerlerle ilginç gelebilecek türden bir film. Hissettirdiği ilk duygu hayatın aslında böyle olması gerektiği ve hayata aslında olduğu gibi değilde ayrıntılarıyla bakmak gerektiğiydi.Hayatın getirdiklerini tadın farkına varın idi. Hatta esneyen erkek arkadaşıma da kızmadım değil:)
Ama ilk yarıda öğrendiklerimin yetisiyle beyaz perde de değilde asıl o dakika olanlarla eğlenmeye başladım. Meditasyon sahnesinde çok güldüm çünkü aynı şeyleri bende hissetmiştim ve buna da sevgili tony şahit olmuştu.Nitekim gereksiz bir sırıtma oldu:) Daha sonra esneme m sevdiceğime kızmanın ne kadar anlamsız olduğunu gösterdi bana.Evet esnedim itiraf ediyorum=) Sonra beyaz perdeden yansıyan insanı ne yakışıklı yada güzel gösterebileceğini fark ettim.Herkes film hakkında yorumlar yaparken bizim renkli şekerlerle uydurduğumuz saçma ama bir o kadar da eğlenceli  oyunu oynamak yaramazlık yapmak gibi bir şeydi benim için.Normalde olması gereken ''hmmm aslında şu sahnede şunu şöyle yapsalardı şöyle olurdu'' yada ''hmm bence anlatılmak istenen bla bla bla.....''
İşte belkide hayatı olması gerektiği gibi değilde tahmin edilemeyen kısacası sürprizlerle yaşamak daha eğlenceli.Verileni alın ama sonra unutun:) 
Sonuçla bitirmek saçma geldi.Herhangi bir ironi yaratma yanlısı da değilim.


ciao:)

8 Ekim 2010 Cuma

I mean you do, have a nice, I mean...

Ne kadar soğudu havalar birden böyle? Bugün sırılsıklam olmakla birlikte hafiften de şifayı kapmış bulunmaktayım.Geçmişler olsun dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin biricik annem, diğer evde meşhur tony bana iyi bakacaktır.Bu gibi havalarda ben bütün yıl ilk derse yetişmek için koşarken bazı arkadaşlarımın hayallerinin peşinden koşturması gerçekten kıskançlık duygularımı kabartıyor.
Havadan sudan derken nereden çıktı bu kıskançlık duygusu diyeceksiniz:) Kıskançlıktan çok mutluluk benimki.Hayalleri uğruna ailesini karşısına almış, hayalleri için gerekli maddi desteği alın teri ile kazanmış, gerektiğinde hocalarının karşısına çıkıp korkusuzca onlarla yüzleşmiş birinden bahsediyorum.Ve en sonunda da gelmek istediği yerde.
Öyle izlediğiniz dramatik dizilere benzemez.Küçük Emrah edebiyatı da yapmak istediğim değildi ama böyle birini tanımak bana mutluluk veriyor açıkçası.Bazen böyle mucizevi olaylarda gerçekleşebiliyor.
Reklamda dedikleri gibi ''İmpossible is nothing''...
Dayatılanı, korkutulduğumuz şeyleri kabul etmeyip tek bir şeye odaklanırsak herşey mümkün olabilir.

Yemek vakti benim için.Hedefe ulaşmak,güçlü kalmak için yemek yemek şart! Bu mesaj umarım gitmesi gereken yere de ulaşmıştır.