13 Temmuz 2012 Cuma

Two way street

Bazen Fazla hızlı yaşadığımı, bu nedenle uzun yaşayamayacağımı, hatta erken öleceğimi hissediyorum. Psikopat karanlık hikayeler yaratmakta üzerime yoktur. Herkes hedeflerini 5, 10 senelik tutarken, ben önümdeki göreve kitleniyorum. Tam anlamıyla kitleniyorum.
Beni bilirsiniz, sıska, fazla göze batmayan, normal bir insan sayılabilecek bir karakterim. En kötü özelliğimde sevmezsem çabuk vazgeçerim. Hemde çok çabuk. Her nedense haftasonu gezmesine gittiğimiz mini minnacık, şirin köy olan Kıbrıscık'ın minik tepesine (2500 metrede fena sayılmaz ha;)) cesaretle, hırsla tırmanırken buldum kendimi. Zirveye ilerledikçe oksiyen azaldıkça beynim de düşünceler ağır basmaya başladı. Kaslarımdaki her hücre ağrırken ben inatla yukarılara doğru ilerliyordum. Güvenli, sağlam, ağrılı adımlarla. Arkamda derin mi derin bir uçurum, zirveye yaklaşırken benle beraber yaklaşan bulutlar...
Bir önceki seneler ki bunlar, Türkiyeye ilk gelişim, okula ilk başlayışım, ilk Türkçe kelimeler, zorlu geçen ilkokul çocukluğu, lise ergenliği, üniversite gençliği, ilk aşık olduğum zamanlar, gelecek kaygılarım. İşte, şimdi durmuş hepsine öyle bakıyorum, berrak harika bir gökyüzüne bakar gibi. Zirve de değilim, hemde hiç değilim. Daha önümde sağlam basmam gereken altımdan kayan onca toprak varken, zirveye yaklaşamadım bile. Ama onu görüyorum. Zirvede olmak düşme korkusunu içime düşürdüğü gibi, hızlı yaşamakda bir o kadar ölme korkusunu zaman zaman içime düşürüyor.
sonra Irmak teyze gene karanlık hikayelerini anlatmaya başlıyor...

Ps: Hırs mı? Iııhhh o konuda bende hala tık yok ama, songs about Jane'deki kötü kadın Jane, müthiş hatun Bella luna ben olacağım. Yoksa oldum mu ya? :p