29 Aralık 2009 Salı

I believe all your lies,just pretend you love me



Melodrama bayılırım ya siz? Oğlu hasta yatağında bir annenin endişesi ve oğlunun yataktaki son sözleri, bir sevgilinin askere gitmeden önceki son aşk dolu sözleri, bir arkadaşın uzaklardan yazdığı ve üzücü haberlerle dolu mektubu,Bir çiftin kavgası, ölümden önceki son sözler (elektrik geçiyormu dur bir bakayım değil tabi:D), oğlunu reddeden bir baba,ve benzerleri.
Hayır psikolojik problemlerim yok ama genelde en sevdiğim film sahneleri bile üzücü haberlerle dolu sahnelerdir.Tüylerim diken diken olur.Sanırım duygularımın varlığını hissetmek sevdiğim nokta.

28 Aralık 2009 Pazartesi

the old man,never go again...

Bu aralar devamlı aranıyorum.Aynı kişi beni günde en az 3 kez arıyor ve 3ünde de aynı replikler söyleniyor.Bu telefon konuşmaları gittikçe kısalsada üçünde de aynı samimiyet aynı sevgi aynı ilgi var.Seviliyorum,ilgileniyor benle...Sevin beni sorgulamadan demiştim ya işte beni sorgulamadan seven biriyle konuşuyorum bu telefondaki sohbetlerde geçen zaman dilimlerinde.O beni gerçekten seviyor.Bana bişey olsa ona nasıl açıklarlar bilmiyorum.Hani mutsuz sonlarda olur ya kız ölür arkada kalan genç yakışıklı arkasından dayanamaz ve kendini ölümün kollarına atar.Öyle bir sevgi işte bizimkisi.İlk göz ağrısıyım onun.İlk minik aşkı.Sadece beni arıyor,benle konuşmak istiyor.Ne kendi canından oğluyla görüşmek istiyor aklına geliyor ne de başka torunuyla.Sadece benim sesimi duymak için aradığını söylüyor.Her seferinde ben aynı sevgiyle aynı ilgiyle ona karşılık veriyorum.
Yanlız bir adamdan bahsediyorum.Kaybından sonra yavaş yavaş dışarıyla ilişkisini kesen, sadece ölümü bekleyen,hafızısındaki birçok şeyi silmiş hatta gün için yaptığı şeyleri unutan beni seven bir adamdan bahsediyorum.Biricik yakışıklı dedem...

Hergün atlamadan beni gün içinden en azından 3 kere arar herseferinde benim hala lisede olduğumu sansada başarılar diler.İyi dileklerini söyler mutlu olur hatta zaman zaman mutluluktan sesi titrer ağlamaklı olur.Küçücük bir bebekken bezimi değiştirme işinden de nasibini almış selvi boylu yakışıklı dedem.Belki de başka bir erkekte bulamıyacağım sevgi ve ilgidir bu.Hafızasını kaybeden kimse beni hatırlamaz bence ne kadar aşık olsa da sevse de...Herkez gün içinde bu kısacık telefon konuşmalarına aynı replikleri 3 kez tekrarlama sabrını nasıl gösterdiğimi merak etse de ben bu telefon konuşmalarını ateşli aşk cümlelerine bedel buluyorum.Çünkü beni asla terk etmicek bir sevgidir,asla bitmicek bir ilgidir.Hatta annemin ''Irmak sevgilin arıyor'' demesi bile hoşuma gidiyor.Evet beni seven ve benimde sevdiğim bu kocaman yaşlı ama bi okadar da yakışılı adam benim sevgilim.Yaşlı biricik sevgilim...

27 Aralık 2009 Pazar

I'm not the kid from your memories

Çoooook uzaklarda duymaya çalıştığınız o ses... Beklediğiniz,düşlerinizde gördüğünüz o adamdan birgün haber gelse nolur dersiniz?Sesini duysanız,konuşsanız?
Değişen hiçbirşey olmaz kaldığınız yerden devam edersiniz.Emin olun öyle olur, ben öyle yaptım çünkü...

Hay milonga de amor,hay temblor de gotán



Birkaç gündür yazmak istiyorum fakat nasıl yazıya dökeceğimi bilmiyorum.Kiminiz sapık olarak görebilir yada bir kaçık yada fazla açık sözlü...
Geçen hafta gittiğim ve ''son salsa dersim'' diye planladığım günden bahsetmek istiyorum.Her zamanki gibi sıradan bir ders, hocanın verdiği direktiflere uyuyorsun beynini boşaltıp bedenine odaklanıyorsun.Verdiği estetik hareketleri yapıncada kendini iyi hissediyorsun tabi iyi hissetme kısmında partnerinde payı var.Oldum olası çiftli dansları sevmemişimdir.Kendimi özgürce hareket edemiyor, karşımdakiyle uyumlu olmak için mücadele ettiğimi hissediyorum.Birde karşımdakinin bana hükmetmeside cabası.Erkek egemenliği var çiftli danslarda.Ama bir okadarda samimi ve eğlenceli:)
Partnerler yer değiştiriyor ve caanım hocamla dans etme şansı bana doğuyor.Veee işte yasak dans bachata.Yasaklanmasına hakveriyorum çünkü gerçekten yakın temas gerektiren bir dans.Uyumlu olmak ve dansın hakkını vermek istiyorsan partnerinden kaçmayacaksın tek bir vücutmuş gibi hareket etceksin.Bu sefer hocayla yapcağım son dans olduğunu bildiğimden tam anlamıyla bachata yapmak istiyordum çünkü sevgili hocamız önümüzdeki günlerde yeni kıtayı keşfetmeye oralardada latin rüzgarları estirmeye hazırlanıyor.Son dans beni cesaretlendirmişti.Bachatayı hakkıyla yapmak için elimden geleni yapcaktım.Ve şarkı başlar,hocamız usta adımlarıyla yaklaşır ve pozlarını verip dansa başlar.Gereğinden fazla yaklaşırız yaklaşırız upps sanırım çok ileri gidiyoruzdur.Ama adı üstünde bachata:P kesinlikle tavsiye ederim.Özelliklede benim gibi kalbi kırılmış kendini iyi hissetmek isteyenlere.Tek gecelik aşklar yerine profesyonel birileriyle bachata yapın kendinizi inanılmaz iyi,seksi,kadın hissetirecek.Partnerinizin iyi ve abaza olmamasına dikkat edin=))Çünkü dans ederken siz ateş oluyorsunuz.Ben müziğin eşliğinde alevlenmiştim ama partnerim ateşle herzaman oynadığından inanılmaz soğuk ama bir okadarda yakındı.Ateşle barut durumu yoktu zaten çocukcağız milyon tane ateşle dans ettiğinden kül olmuş sadece işini yapıyordu.Ama ben kendimi inanılmaz güzel,estetik,çok iyi dans ediyor gibi hissediyordum.Sevgilin olmayan biriyle bu kadar yakınlaşmak ilginç ama bir okadarda güzel.Bu hayata ölmeden önce yapılması gereken birşeymiş.O dakka da spot ışıklarının altında seksi kıyafetlerinizle olabildiğince estetik görünüp sahnede performansınızı sergilediğinizi hissediyorsunuz.Hiçbir şeyi sorgulamıyorsun,tanımak zorunda değilsin.Bu sadece bir kural.''Güzel dans etmek istiyorsan yakın olman şart!''.Bundan iyisi şamda kayısı..:D
Burdan tüm sevgilisi olan ve kız arkadaşları böyle ateşli danslara gitmek isteyen tüm erkeklere sesleniyorum.Sakın sevgilinizi öyle ortamlarda yanlız bırakmayın.Dansın,müziğin ve partnerinin büyüsüne hemen kapılabilir.4 dakika bile olsa başka diyarlara göç edip,bulutların üstünde dans edip yeryüzüne indiğinde sizi beyenmeyebilir.Beni duyabiliryor musunuz??????

21 Aralık 2009 Pazartesi

Please stop this song,i wont sing alone!



Sahneye çıktım.Tepemde tek kişiyi ısıtan lamba.Altında ben mutlu heyecanlı bir yandan da nasıl bir performans yapıcağımı ve şansıma gelecek olan şarkıyı bekliyorum.Önümde kocaman bir ekran yazılar geçiyor ardından şarkının bestesi.Hiç tahmin etmediğin bir beste bu,hiç bilmediğim anlam vermediğim sözler,Ne sözlere uyabiliyorum nede müziğe kulak veriyorum.Okadar başarısızımki arkadaşlarım gülüyor tanımadığım adamlar benle dalga geçiyor en güvendiğim insanlar bile üstüme domates atmak için aranıyor.
Ne yapıyorum ben?Yapmam gereken okadar kolayki,müziğe uyup sözleri takip etmem gerekiyordu,İşte kaderin cilvesi hiç bilmediğim bir yerden girdi kareografime hiç bilmediğim notalar...Güvendiğim insanlar bir canavara dönüştü,takip etmem gerekek sözler anlamsızlaştı,duymam gereken müziği duyamaz oldum.Bunu kendim istedim,sahneye kendi isteğimle çıktım.Bunlarla kendi isteğimle yüzleştim kimseyi dinlemedim herzamanki gibi.Şimdi sıra acı çekme faslında...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Black or white..yeah yeah yeahh!


Vapurda sinmiş kitabı okurken o caaanım Kadıköye yaklaştığımızı farkettiğimde keyfimin kaçamasıyla kitabımı çantama atıp aşağıda soluğu almam bir oldu.Daha kalabalık olmamışken vapurun kapısına yanaştım ki kolay hemencecik ineyim koştura koştura bir sonraki seferime çıkayım diye.Yanıma yaklaşan siyahi o adamı farkedip şaşkına dönmem bir oldu tabi.Okadar siyahtı ki sanki karabatak gibiydi.Nasıl baktıysam bu bakışım karşımda duran yeşil deri ceketli 25, 26 yaşlarındaki delikanlıya kahkaha atmasına sebep olmuştu.Anlamadım başta baktım sonradan inene kadar geçen 30 sn içinde 4-5 defa gözlerimiz tekrar birleşti.İlginçti...Sanki eskiden beri tanıdığım bir sıcak kahkahaydı bu anılardan sıyrılıp açığa çıkmıştı.Tanımadığım bu adamın bana yakınlığı şaşırtıcıydı.
Vapur kadıköye yanaşmış,ben inmiştim.Oda tahminen hemen arkamdan indi.Karanlık kadıköy rıhtımında hızlı adımlarla yol alırken gece lambaları sayesinde oluşan gölgelerle dans ede ede yürüdüm.Bir yandan yağmur da bastırıyordu,ama ıslanmaktan korkmayan ben herzamanki gibi üşütmeyi göze alarak yağmura yüzünü aça aça yürüyordum.Arkamdan gelen ve peşimi bırakmayan bir gölge beni heyecanlandırdı.Sanırım o bilinmeyen yakınlığı hissetiren genç geliyordu.Bir ara okadar yaklaşmıştı ki kolumda tutup beni kendine çevirim bişey itiraf edicek hissi verdi.Heyecandan taşikardi olmuştum.Hızlandım ve arkamdan gelen gölge vazgeçti beni takip etmeyi.Gariptir ki gecenin o saatinde karşıma çıkacak bir sapıktan korkmak yerine peşimi bırakması beni hüzünlendirdi.Oda belki hayatının ancak son bir kaç saatini benle geçirmek isteyenlerdi.Gelmedi,vazgeçti...
Otobüsü kıl payı yakalamam ve eve yatağıma en azından kıl payı erken girmeme sebep olcağından kalbimdeki o hüzün bulutunu biraz olsun yarı bulutlu hale getirmişti.Ama ilginç olan otobüsteki diğer bir delikanlının dikkatini çekmemdi.Ne vardı acaba bende bugün.Soğuktan hiçde iddalı giyinmemiş kendi halinde ıslanıp makyajı akmış bir durumdaydım.Burnumdan damlayan sularıda bir yandan temizlememde cabasıydı.Yanindaki kız arkadaşını bırakıp benle ilgilenmeye başlamıştı.Kız bana okadar kızgındı ki inerken yaramaz çocukların suç işledikten sonra foyaları ortaya çıktığında annelerine affetmeleri için yaptıkları bir yüz ifadesiyle baktım. Ama güzel kız baya kızmış olmalı ki suratını çevirdi.
Evimin karanlık sokaklarında yürürken gökyüzündeki karabulutlarla beraber benim kalbimde karardı ve yağmaya başladı.Nedenini bilmediğim göz yaşlarım yağmura karışcağını bildiğinden utanmadan akıyordu.Belki de farkedilmiyeceklerini anlamışlardır... 

15 Aralık 2009 Salı

Love me love me,say that you love me...

Kafamda bir dolu konu,sorguladığım birçok şey arasından çekip çıkarmaya uğraştığım şu birkaç cümle sizi yorabilir.Anlaşılmaz bir yerlerdeyim şu aralar.Kafam arapsaçına dönmüş düşüncelerle dolup taşıyor,kalbim buz gibi bu soğuk kış gecelerinde çözülmeyi bekliyor,aynada baktığım kızın yansıması ben değil...
Nasıl biriyim ben?Çok mu kötüyüm? İstediğim tek şey mutlu olmak,mutlu edebilmek,eğlenmek,eğlendirebilmek.En kötü zamanlarda arkadaşlarımın yanında olup onları mutlu etmeyi görmek, kaliteli bir yaşam için düzgün bir kariyer yapabilmek, güvendiğim insanla aynı yatağı paylaşabilmek.Her genç kızın hayalerinde olduğu gibi benimkide sıradan ve basit.Ben hayatan ne istiyorum?
Sevilmek...Gerçek anlamda sevilmek,yaptığım işler karşılığında sırtımı sıvazlamasını istiyorum.Sevin beni,gerçekten sevin.Kaybetmekten korkun zaman zaman,hayatınızda öyle yer ediniyimki olmazsa olmazlarınızdan olmak istiyorum.Çünkü sizlerde benim için öylesiniz.Ne şu koca şehri- İstanbulu bırakıp gidebiliryorum sizin yüzünüzden, gittiğim yerlerin keyfini çıkaramıyorum.Ama sizin için önemli olduğumuda arada hissetmek istiyorum.

Çok mu karışık oldu bu? Ozaman şöyle anlatayım...Kocaman mutlu bir aileyiz biz.Aramızdakileri kimse bilemez,kimse anlayamaz ama beraber olduğumuzda da aşamıcağımız engel,çıkamıyacağımız yol yok sizle.Yeterki beraber olalım.Zaman zaman eksilsek başka yerlere dağılsakda aramızda kayıplar olsada biz birbirimize aittiz.Sonsuza dek.Uzun bir aradan sonra karşılaştığımızda içimizde hissetiğimiz minik üzüntüler olcaktır ama bunlar sadece beraber geçiremediğimiz zamanlar nedeniyle olur.Hepinizi seviyorum ve benide sevmenizi istiyorum.İnanın benden hiç bir zarar gelmez.Ben yalan sölemem, kıskanmam,huysuzlukta yapmam.Yemin ederim.Hep beraber olalım.Tıpkı minik küçük şirinler köyündeki şirinler gibi.Yanlız kalma korkusu yada zor durumda kaldığımda tek başıma naparım değil bu yakarışlarım.Sevdiklerimle olup,sevdiklerimle bir yaşam geçirip ölmek istememdir. Lütfen beni sevin,benden size zarar gelmez...

11 Aralık 2009 Cuma

across a crowded room...


İstanbul...Hep kalabalığından ,trafiğinden,insanlarından şikayetçiyiz.Bunu hiç bir zaman yararımıza çeviremedik.Kalabalıktan zevk alıp,trafikte akıp giden zamanı tutmayı çalışmadık.Ama bu sefer öyle olmadı.Trafikte,kalabalıkta,insanlarıda oyun oynadı... Biz zamanı yakaladık,kalabalığa saklandık,insanıyla kaynaştık yakınlaştık.Bizi bu hüzün şehri ayırdı,ancak o birleştirir...

10 Aralık 2009 Perşembe

who grows our dream that we left...


Sınırdasın, artık tüm gerçeklerin tüm çıplaklığıyla ortaya döküldüğü gecedir bu gece.Çünkü bu gece kan dökülebilir.Bütün yaşayanlar ölebilir.Herşeyin sonu bu gece.Benim son nefesimin alışının,beni son kez görüşün.Çünkü ben giotine giden son mahkumum.Kafamın koparılmasıyla beraber vücudumdan ayrılan beynim sayesinde gözlerimi sonsuz huzura yada sonsuz kargaşaya yumucam.Bunun sebebi sensin.Tüm kurtuluşlarımın,tüm yaşama göz kapayıp farklı bir boyutta göz açışımın.Hiç bişey artık eskisi gibi olmıcak.Hiçbirşey senle olmıcak.Ben ölücem.

Bunu ben seçtim,ben yaptım...Bütün kıyımların,bütün cinayetlerin sebebi benim.Kötüyüm ben sevemediğin kadar.

7 Aralık 2009 Pazartesi

everyone has a secret,can they keep it?NO they can't.


İlk defa bir kitabın sonu beni böyle ağlatmayı başarabildi.Ellerine sağlık hüma....

6 Aralık 2009 Pazar

My little town blues...


Ne zaman kliniğin köşesinden dönsem mp3 çalarım bana bir oyun oynar gibi Frank Sinatra'dan New york New york çalıması bir tesadüf mü yoksa bu yukardan bir işaret mi? Bir türlü anlamadım.

Belkide asıl var olmam gereken sokaklarda yürüken Frank'ında dediği gibi bunun bir parçası olmak istediğimi haykırıyorum içten içe...

3 Aralık 2009 Perşembe

Tabiat kanunlarıyla pazarlık yapıyorum şu sıralar.

30 Kasım 2009 Pazartesi

you'll be the prince and i'll be the princess...


Kurbağam oldu,çok mutluyum çünkü artık herşey benim istediğim gibi olucak:)

Onu istediğim zaman öpüp,prensime çeviricem.Çok bencilce ama benim kararımla başlıcak bir aşk bu...Ne zaman bana sadık olcağına ne zaman ona tam anlamıyla güvenebilceğime karar verdiğim zaman öpücüğümü hakedicek=)Kolay olmıcak onun için sulak yerlerde takılmak bu kara kışta ama zaten beni gerçekten istiyorsa o beni herzaman beklicektir:))

28 Kasım 2009 Cumartesi

come with us to live this adventure...

Kedimin inatla cam kenarında gezinmesine anlam veremiyorum.Hele onu camdan dışarı çıkarınca korkudan heryerimi tırmalıyor.Hem hayran hayran dışarı bakıyor,hipnotize olmuş gibi öylece dışarılara bakyor hemde cam açık olduğu zaman ancak kenardan burnunun ucunu çıkartabiliyor.Önsezileri güçlü sanırım:)

Dışarsı soğuk ve tehlikeli olduğunu biliyor.Ne kadar güneş içini ısıtıp onu cebetmeye çalışsada o burnunun ucundan ileriye gidemiyor dışarıya...

Onu dışarda ne maceralar bekliyor ne eğlenceler var,koşuşturmacalar,müzik haberi yok.Zavallı minik kedim...Eğer hep böyle korkak olup sadece bakıp kaçarsa maceradan,ozaman nasıl yaşıcakki.Evde tıkılı kalmış olcak...

27 Kasım 2009 Cuma

And one pasta with meatless balls!


Niye güzel kızlar az bilirmisiniz? Çünkü yaşadığımız dünyada hepsi erkeklerin kıskançlıkları yüzünden çürüyolar yada güzel oldukları için kara sevdaya tutulduğunu sanan aşığı tarafından acımasızca öldülüyolar...

Bazen tanrının aşırıya kaçan duyguları boş zamanında oturduğunda insanlara aşıladığını düşünürüm.Ne kadar gereksiz.Dozunda sevmek,dozunda güvenmek,dozunda inanmak varken niye körkütük aşık,delilerce güvenen yada körü körüne inanan olalımki...

İşte cinayetler,yaralanmalar,intaharlar hep bu aşırılık yüzünden oluyor.Niye uçlarda yaşıyoruzki,sakin olmak varken.

Gel sizle şöyle bir içki masasına oturupta arkadaki fasıla kulak verelim ve deriiiin bir sohbete dalalım.Dozunda içelim... Yok bu olmadı,deli gibi içelim,uçlarda gezinelim bulutların üzerine çıkalım,tam anlamıyla aşkımızı yaşarkende doyuma ulaşalım,dozunda kalmayalım...Eeeee sonra bir sonraki adım nasıl olcak,sondayken daha nereye kadar ilerlicezki.Bitiş çizgisini görmüş orda takılıp kalmışız.Bundan sonra kendimizimi imha mı edelim yani yaşanacak ne kaldıki şu dakkadan sonra?

Sonsuz uyku ile taçlandırcaksak sonumuzu,neden dozunda bırakmayalımki bu rakı sofrasınıda? tadı damağımızda kalsın,bir sonraki birlikteliğimizde daha bir keyif alalım yediğimiz içtiğimiz konuştuğumuz sohbete doymadan gene bitirelim,ayrılalım o dakka ikimizde ayrı bir yoldan yürüyelim özleyelim o beraber geçirdğimiz zamanları.Ben sevişmenin tam ortasında uykum gelsin ve tavuk gibi gıdaklayarak durdurayım seni ve sabah olsun diye uyuyayım tıpkı bu gece yapacağım gibi....

22 Kasım 2009 Pazar

la vie boheme...

If God's the game that you're playing,we must get more acquainted...


Kader diye birşey yok arkadaşım.Herşeyi insan kendi yönlendiriyor.Senin önüne kocaman bir sepet dolusu meyva sunuluyor,seçimi sana bırakıyorlar.Tıpkı adres ararken girdiğin yollar gibi.Gideceğin belli tek bir son var ama sen o sona farklı şekilde gidiyorsun.

Yollarmızın kesişmesi tamamen kaderdi,bir dahaki seferede kesişirse nedeni gene kaderdir...İşte bu kocaman bir yalan.İnsan hiç bir zaman döndüğü noktaya geldiğinde herşeyi aynı bulamaz.Değişmiştir başladığı yer,tanıştığı insan,içtiği kahvenin aroması,yediği pastanın tadı...çünkü kendiside zamanla değişmiştir.Başımıza gelen küçük kazaları yada büyük belalarıda kaderin bir cilvesi diyip geçmemeliyiz.Hepsi bizim seçimlerimiz...Yaşamamız gerekmezdi,bunu biz istedik,biz o yolu seçtik ve o karanlık sokaklarda biz dolaştık.

Başıma kötü şeylerin gelmemesinin tek nedeni annemin duaları,,kendi yıkılışlarımın tek sebebi benim...Kimseyi suçlamam.Bunlar benim tercihlerimdi,benim seçimlerimdi.

hep benim başıma mı gelcek bunlar dememek için attığımız adımları dikkat etmek gerekir.Atığımız her adımda altımızdaki yeryüzünün sabit kaldığını hissetmek gerekir...

21 Kasım 2009 Cumartesi

let's have some fun,this beat is sick...


Gecenin karanlık sokaklarında dolaşan kardeşlerden biri izlediği bir filmden etkilenerek hikayeyle kardeşini korkutmaya çalışır...
'' şimdi bu karanlık sokakta yürüken karşımıza bütün ihtişamıyla bir canavar çıkar ve...''
''gark!!!!!''
''sanırım bu canavar senin içinde de var.''
''haslkdjaşksd iaso
düap
üiaklajf'''

FIN :P

19 Kasım 2009 Perşembe

the worst damn thing....


soğuk ve ıslak...bu iki kelime insana ne anlatabilirki? ıslak bi öpücük,soğuk bir hava,yada her ikisi birden sonbaharın en şansız günü ayağınızın kayıp düştüğünde son bulduğunuz o ıslak ve soğuk çamur,emin olun bundan daha fazlasıda var. bütün gün patolojiyle ilgilenmiş biri olarak şunu demek istiorum hayatınızda görebilceğiniz en soğuk ve en ıslak şeydi bugün o metal masada duran.Koları ve başı gövdesinden ayrılıp dilim dilim doğranmış ve gömülmeyi bekleyen o tanınmaz varlık.Ölüm soğukluğu bu olsa gerek parçalamak okadar zamanını alıyorki,insan katil olamaya üşeniyor....

16 Kasım 2009 Pazartesi

watch his wildest dream come true....


Rüya sandığın şeyin sabah uyandığında kabus olduğunun farkına varmak... Bir insana ne kadar zarar verebilirki.Bir gününü mahvedebilir,yada hayal kırıklığını tekrar tekrar yaşamasına neden olur,yada artık uyanması için yeni bir ışık olur.Hani olurya böle güneş yeni doğuduğun gözünüze gözünüze girer ve ışıktan başka bişey göremezsiniz,gözünüzün önünde sadece ışık vardır ve hiçbir çukuru göremezsiniz,hani derler ya o toz pembe gözlükleri tak ve etrafına öyle bak diye,uyandığımda onu hissedersin işte.Rüya sandığın şey aslında kabus olmuştur ve o hayal dünyasından alıp seni gerçekliğe götürmüştür ve işte ozaman o kara çukurlardan birinde olduğunu hissedersin.Bundan sonra artık mantıktır herşey, ne aşk ne mutluluk ne hayaller...
Artık varım yoğum kendimim...
Böyle bir günün akşamı kasvetli bir evde kendini bulupda garip bir enerji içinde kalıp suratına suratına gerçekleri vurmaları...İşte ozaman daha çok zarar gördüğünü kullandığının farkında olursun.Karşındakide seni sarsar tıpkı o rüyayı gördüğün sabah gibi.Kulaklarını tıkayamazsın,artık birşeylerin görme zamanı gelmişte geçmiştir bile...Artık birşeyler vermekten çok almaya başlamalısın.Geçmişi unutup,geçmişinden korkmadan,pişmanlık duymayıp ders alarak.Sana zarar verenden uzakta,artık onu kendi haline bırakmanın vakti gelmiştir.Artık ne kafanada kurduğun cümleler,nede senaryolar fayda edicektir.Sen bitmişindir tıpkı o rüya sandığın gerçekliğin sonu gibi.Beynine beynine kazınır artık gerçekler.Biri elinden tutup çıkarır seni,biri demek az kalır birçoğu...Duymak istediğini değilde duyman gerektiğini söylerler.Bu yapılanlar ona nasıl döner nasıl kafasına dank eder diye düşünmektense artık peşini bırakman gerektiğini gösterir bu hayal kırıklıkları.Doğru sandığın yanlış olduğunu artık kabul edip ve hayatında verilcek 3 doğrudan fazla bişey götürmesine izin vermemek gerekmektedir artık.

Duygularını, hislerini,gerçeklerini,hayallerini yıpratmamaya ve artık kendine gelme zamanıdır.Sabah olmuş ve sarsılarak uyanılmıştır.Rüya tabirlerine bakmaktansa uyandığına sükretmek gerekmektedir.Her ne kadar buna inanılmasada uyandığının farkına varmak gerekir.Bazen bırakıp gitmek gerekir,istediğinin olmadığını farkına varmak gerekir.Ne kadar şımarık bir kız çocuğu gibi yetiştirilsende o oyuncağın senin olmadığını ve senin asla olmıcağını kabul etmek gerekir.Çünkü o oyuncağın varlığı sana olamamasından daha çok zarar verip seni yaşamaktan gerçek arkadaşlarından soyutlıyacağını gösterir.
Artık yeniliğin,uyanışın kutlaması yapılmalıdır.Uyandığın için sükretmek gerekmektedir.Gözüne inatla giren ışığı elinle kapamak değil önüne bakıp o ışığın sana yol gösterceğini bilmek ve seni kötülüklerden uzak tutcağını bilmek gerekir...O enerjiyi hissedip içini o ışıkla ısıtmak gerekir.
Bende öyle yapıcam işte.Gördüğüm kabusu unutum rüyalar görmeye başlıcam. Dinlenicem,dinginleşicem ve yenilenicem.Işığın içinden yeni bir ben doğurtup geride herşeyi bırakıcam.Ama önce o dikdörtgen ışığın içinde ışınıp külleşmek gerekicek sonrada o külleri ıssız denizlere savurmak ve ıssız kalanlar anmayı son vermek...

15 Kasım 2009 Pazar

the place that i want to be there...


İstediğiniz yere gidipte istediğiniz insanlarla olmamak üzücü.Aslında burda onunda olması lazımdı tam ona göre bir yer diyip de göremedikleriniz.İşte sen hep kaybettiklerim arasında yer alıcaksın.Ve kaybedipde bulamadıklarım arasında.Belkide istediğin yerdesindir şimdi,sevdiğinle koyun koyuna uyuyosundur belki,ama hiç birşey burda benle beraber olamamanı değiştirmicektir.Keşke burda olsaydın vede seni bu şekilde anmasaydık.Çok özledim seni ve masallarını.Senle daha kalabalık bir aileydik şimdi parçalandık.Ben hala yaşama savaşı verirken sen sorumluluklarından uzakta ve mutlusun biliyorum.Keşke bende savaşsaydım onca acılara karşı senin yanında olsaydım diyosundur.Ama senden hatırladıklarım perimasallarıyla dolu uykularım.

Keşke bu sende benle görebilseydin bu önümdeki manzarıyı.Belki ordan daha güzel manzaralar görüyorsundur.Ama keşke burda olsaydın...Canım babanem

12 Kasım 2009 Perşembe

Misguided Ghost


Ne demeli? ...
Nasıl anlatmalı? ...
Ne yazmalı bu dar ve parlak yüzeye? ...
Sıradan bir yalnızlık benimkisi...
Kiminkinden farkı var? ...
Kelimelerden cümle kurma yeteneğim,
benim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir 'anı' yapar...
Herkesinki gibi bir yalnızlık bu...
Yangın yerinde hareket edememek gibi...
Hiçbir teselliye boyun eğmeyen...
Laftan, sözden anlamayan bir yalnızlık bu da...
Asi... Onurlu... Ümitsiz...


(beni anlatan bir yazı..)

8 Kasım 2009 Pazar

relax and watch what life gives to you...


Arkama yaslanmışım ve bekliyorum... Yapmam gereken sadece bu.Geldiği gibi yaşayıp geçiştirmek.Üstünde fazla düşünmemek.Güzel şey aslında düşünmemek, kimin ne söyliceğini, kimin ne diyeceğini, ne dememiz gerektiğini sadece küçük ayrıntılardan mutlu olmak...
Minik kedim bu konuda çok yardımcı oluyor bana=)Düşünmeden bütün gün şebeklik yapıyor ve ne kadar komik duruma düştüğünün farkında bile değil,sonra yorulup uyuyor. Bizim yorulup uyuma gibi bir kaçamağımız yok devamlı yaşayıp ayrıntıları yakalamak gerek,ama üzerinde fazla düşünmeden.Çünkü heran karşınıza şeytanca bişey çıkabilir.İşte ozaman çığlık atıp kaçmak yerine üzerinde düşünüp kurcalamaya başlarsınız.Bırakın kurcalamayın...

6 Kasım 2009 Cuma

the things i'll never say...

1) sana güveniyorum...
2) sana inanıyorum
3) haklısın....
4) lütfen....
5) ne olcakki....
6) görmeden inanmam
7) ama birde şöyle olabilir..
8) kafam karıştı...
9) seni seviyorum...


şimdilik bu kadar ilerde devam edeceğim....

5 Kasım 2009 Perşembe

we are not the same...


Herşeye aynı bakıoduk. manzaraya,resme,ağaca ,kuşa,radyodaki şarkıya,şiirdeki mısralara, hepsii aynıydı senin içinde benim içinde...Şimdi ne değişti,hani bu dünya bizimdi iki kişilikti,ayrılsakda beraberdik...Ve sonunda yalanlar,aldatmalar,hayalkırıklıkları,eksik kaldık yada eksikti zaten herşey...

4 Kasım 2009 Çarşamba


HMM gibi garip bi kelime kullanmayı bırakıp düşünmekten korkmayalım lütfen!

if i am a bad person,


şarkılarını dinlelrken çığlık atma isteği ve kendini iyi hissetmede cabası, grubun bızdık kızılı ( curcucuuumada benzeyen) hayley'in her sesini duyduğumda olduğum yerde zıplayıp 17 yaşlarımdaki yatak üstü zıplamalarıma ve playbacklerime dönme isteği oluo içimde... Bir şarkı bu kadar mı içten söylenir. Tabi grubun diğer üyelerininde enstrumanlardaki hakimiyetide hayranlık uyandırıcı,, müzik ve sözlerin mükemmel birlikteliği...

Şu aralar dinleyip kendimi iyi hisetmeme neden olan bi grup:)) herkezede tavsiye ederim...

3 Kasım 2009 Salı

ilk adım...


blospotta gmail hesabımdan girerekten ve formu dolduraraktan ilk adımı atmış bulunuyorum.

Şu yazı işlerine çok özenmek ve yazamamak arasında gidiyordum.Sonunda başarısız olmakda olsa en azından insanın hayatında yapamam diyipde yapmadığı şeylerin olmaması gerektiğini düşündüm.Nobel ödülü kazanmaya yada yazılarımın beyenilmesi yada beyenilmemesinde değilim sadece yazmak istediğim için burdayım.Bu açıklamayıda yapmak anlamsız belkide yapmam gereken tek şey beni gün içinde etkileyen olayları yazmak olcaktır.Tıpkı bugünkü o küçücük duvarda 2 kişi sığışmaya çalışan minik kedilere hayranlıkla bakan kadın, her aşkın ölümü tadacağını savunan şarkı, annemin eve geldiğimde kedinin geğirmesini sölemesi...Gördüklerimi kendime saklamaktansa bu şekilde haykırmayı tercih ediyorum çünkü artık kafamın içinde kalamıyorlar,çıkıp özgür kalmak istiyorlar.


sürçü lisan ettiysem affola