Yazdıklarımın gizli güçler tarafından ele geçirildiğini ve kötüye yorumlandığının hissine kapılmaya başladım.Bu bir paranoyamıdır bilinmez ama artık kendi içimde düşünerek saklamaya karar verdim.Çok yazmak istediğimde bana çekmecemde duran pembe defterim eşlik edecek.Odama kadar da girmezsiniz herhalde.Tabi görünmez değilseniz...
PS:Gene gelmeyi umud ediyorum.Şimdilik hoşçakalın=)
26 Nisan 2010 Pazartesi
21 Nisan 2010 Çarşamba
The civil wars
Poison & Wine
You only know what I want you to
I know everything you don't want me to
Oh your mouth is poison, your mouth is wine
Oh you think your dreams are the same as mine
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
I always will
I wish you'd hold me when I turn my back
The less I give the more I get back
Oh your hands can heal, your hands can bruise
I don't have a choice but I still choose you
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
You only know what I want you to
I know everything you don't want me to
Oh your mouth is poison, your mouth is wine
Oh you think your dreams are the same as mine
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
I always will
I wish you'd hold me when I turn my back
The less I give the more I get back
Oh your hands can heal, your hands can bruise
I don't have a choice but I still choose you
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
Oh I don't love you but I always will
17 Nisan 2010 Cumartesi
jamais vu...
Şu aralar kafamı dolduran sadece garip ama bir o kadarda ilginç gelen karelerle doldurmaya başladım.Düşüncesizliğim farkındalığımı doğurdu.Chuck palahnuik okuduğumdan mı bilinmez kafamdaki o kareler gittikçe çoğalmaya başladı.Mesela hiç siz uyurken yanınızdaki yatanın boynundaki kan basıncının yaptığı oynamalara tanık oldunuz mu? Yada bir köpeğin sıçarken ki yüz ifadesindeki utanmaya...
Saçmalamıyorum sadece birşeylerin küçük de olsa farkında olmak ilginç...Tabi bunun yanı sıra sevgili chuck bunu bir güzel sayfalara döküp de bunları senaryolaştırması ve sonunda fight club diye mükemmel kült bir film yapabilmesindeki yeteneğe özenmiyor değilim.Ben bu kadar düşük devrik allak bullak cümlelerimle,belkide allak bullak inişli çıkışlı hayatımdan olsa gerek karma karışık bloglarımı yazarken keşfedilmeyi beklemem saçma olur tabi.Ama oralarda bir yerlerde benim kafamın içindekini görebilmeyi başarabilcek birilerinin olabilceğini hayal ediyorum yada umuyorum.
Bir kaç saat öncesine kadar iç çamaşırına kadar kedi sidiği ile cebelleşen,dolmuşta en arka köşede suratını kapayarak saklanmaya çalışan ben fiziken arınmak için banyoda soluğu almışım.Ya peki ruhu? O nasıl arınıcaktı.Onca yaşanmışlık,görülenler,şahit olduklarım.Sanırım ganj nehrine doğru bir yolculuk yapmam gerekecek.He birde susmayıda bilmek gerekiyor tabi bazen.İçine atmayı,düşünmeyi söylememeyide.
Lanetinizi üzerimden çekin artık lüften!Kafamdaki karelerin netliği ve saçmalığı canımı sıkmaya başlıyor.En azından yarının düzgün bir gün olmasını ümid ediyorum.
8 Nisan 2010 Perşembe
You'll be my King, and I'll be your castle... just pay with thousand kisses:P
Bir zamanlar küçük bir kız varmış.İlk önce aşık olmuş.Sonra aşkını kaybetmiş.Sonra hiç bulamıcak diye korkulu günler,kabus dolu geceler geçirmiş.Sonra masallardaki ve zor buluncak aşkı beyaz atlı prensini beklemeye başlamış.Sonra karşısına beyaz üniformalı ninja çıkmış.Hiçbir zaman tekrar sevemicekken,tekrar kalbinde kanat çırpıntıları,kuş cıvıltıları duymuş.Ninja da onu koruması altına almış ve sevmiş.
Ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar...
7 Nisan 2010 Çarşamba
4 Nisan 2010 Pazar
I think ı'm ready,ready for it
Korkuların bazen o kadarda korkunç olmadığını öğrendiğim bir dönemdeyim.Bahara kanıp incecik dışarı çıkıp,deli gibi yağan yağmur altında spor ayakkabılarımın içindeki ayaklarımın sırılsıklam olması bile beni mutlu edebildi...Çünkü korktuğum başıma gelmedi.
Kötü bir adım sayılabilcek bir hamle yapmıştım.Kötü değildi benim için ama başkaları böyle düşünebilirdi.Başkaları kimin umrumda.Ama bu başkaları yıllarını paylaştığın çok sevdiğin dostların olunca iş değişiyor sanırım.Tabi bana mutluluk veren birşeyden asla vazgeçemezdim ama nasıl karşılancağını bilmiyordum.Şuan rahatlamış,mutlu,baharın gelmesiyle daha bir aşka gelen bir insan oldum...
İçtiğim ve yeşil periler görmemi sağlamayan ve hala gerçekliğine inanmadığım absinth'in verdiği baş ağrısıyla bilgisayar karşısına geçmiş gene saçmalıyor bile olsam,mutlu olduğumu sadece mutsuzken birşeyler yazmadığımı kanıtlamak ister gibiyim dimi?
Daha yüzleşmem gereken onca korku , denemem gereken onca korkunç iş varken hayatın çok kısa olduğunu düşünmeye başladım.Umarın yeterince yaşarım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



