Gözlerimi kapamış soğuk otobüste uyumaya çalışıyorum.Bir yanda da vazgeçilmez mp3 çalarım.Yani canımı al ama mp3 çalarımı alma derim hep.Gerçekten öyle.Keşke elimden gelsede vücuduma yerleştirebilceğim çip gibi bişey olsa daha rahat ederim.Neyse fantezi yapmanın hiç sırası değil.Konumuza dönüyorum.
Uyuklamaya çalışırken mp3 çalarımdan o güzel ispanyol flamenko müziklerinden flamenco soufi çalmaya başladı.İşte o dakka soğuk olan otobüs camda gördüğüm bütün o kalabalık durak manzaraları yok oldu.Yerini uçsuz bucaksız masmavi cam gibi kızıl deniz,sıcacık güneş, ipek gibi yumuşak kumlar oldu etraf...Bu parçayı adı gibi cennet olan ada da özellikle dinlemiştim.Parçayı dinlerken daha kuvvetli hatırlıyabilmek için.Sabahın köründe herkez telaşla bir yerlere yetişmeye çalışırken bense kendi cennetimde oturmuş,içimi güneşten gelen damlalarla parmak uçlarıma dokunan ipeksi ılık kumla ısıtıyordum.Taki şarkı bitene kadar.Bulutların üstünden yere doğru hızlı bir düşüş yaşamış olabilirim ama sabahki yaşadığım 8 dakkalık şarkının hayal gücümü tetiklemesiyle uçtuğum gezdiğim diyarın verdiği iç huzur ve mutluluğun tadı bir farklıydı.Hep o cenneten öylece bakarak,sadece güneşin beni ısıttığı bir yaşam sürmek isterdim.Kaos yok,karmaşa yok,mutsuzluk yok,sadece ben ,güneş ve sonsuz mavi...



