24 Şubat 2010 Çarşamba

Flamenco Soufi

Gözlerimi kapamış soğuk otobüste uyumaya çalışıyorum.Bir yanda da vazgeçilmez mp3 çalarım.Yani canımı al ama mp3 çalarımı alma derim hep.Gerçekten öyle.Keşke elimden gelsede vücuduma yerleştirebilceğim çip gibi bişey olsa daha rahat ederim.Neyse fantezi yapmanın hiç sırası değil.Konumuza dönüyorum.
Uyuklamaya çalışırken mp3 çalarımdan o güzel ispanyol flamenko müziklerinden flamenco soufi çalmaya başladı.İşte o dakka soğuk olan otobüs camda gördüğüm bütün o kalabalık durak manzaraları yok oldu.Yerini uçsuz bucaksız masmavi cam gibi kızıl deniz,sıcacık güneş, ipek gibi yumuşak kumlar oldu etraf...Bu parçayı adı gibi cennet olan ada da özellikle dinlemiştim.Parçayı dinlerken daha kuvvetli hatırlıyabilmek için.Sabahın köründe herkez telaşla bir yerlere yetişmeye çalışırken bense kendi cennetimde oturmuş,içimi güneşten gelen damlalarla parmak uçlarıma dokunan ipeksi ılık kumla ısıtıyordum.Taki şarkı bitene kadar.Bulutların üstünden yere doğru hızlı bir düşüş yaşamış olabilirim ama sabahki yaşadığım 8 dakkalık şarkının hayal gücümü tetiklemesiyle uçtuğum gezdiğim diyarın verdiği iç huzur ve mutluluğun tadı bir farklıydı.
Hep o cenneten öylece bakarak,sadece güneşin beni ısıttığı bir yaşam sürmek isterdim.Kaos yok,karmaşa yok,mutsuzluk yok,sadece ben ,güneş ve sonsuz mavi...

23 Şubat 2010 Salı

Without you


''Kaldığı evin az ilerisindeki falezlere kurmuştu o gün tuvalini.Tam resme daldığı sırada,yakınından havalanan bir martı denize doğru süzülüşe geçmişti.Hemen ardından,karşı kayalardan fırlayan başka martı da aynı yönde alçalmaya başlamıştı.İkisi de suya çarpmalarına az bir mesafe kala seri birer manevra yaparak göğe doğru yükselişe geçmiş adeta kanatlarıyla birbirlerine sarılmış bir vaziyette,falezlerin seviyesini bir hayli aşana dek yükselişlerini sürdürmüşlerdi.
Bu iki martının uçuşunu izlerken kendince bir çıkarımda bulunmuştu:
Bağlanabilmek için,önce bağımsız olmak gerekir.''

                 Kalemine sağlık Serdar Özkan

22 Şubat 2010 Pazartesi

Brand new start...


Rüyadan uyandım işte.Hiçbir şey düşünmüyorum.Hiçbir kötü durum gözümde büyümüyor.Hiçbir mutsuzluk bu büyüyü bozamaz.Tek üzüntüm bu rüyanın bitmesi.Nasıl bitti hangi ara,bu kadar gerçekken neden biter ki.Ama tıpkı dediğim gibi M.s oldu bu durum benim için...
Mükemmel kardeş gibi gördüğüm insanları oralarda bırakmak baya zor oldu,eve dönerken ailemden ayrılır gibi hissetmekde cabası.Bir yandan yaşananların gerçek olmayacak kadar güzel olmasına şaşarken diğer yandan da biticek olmasına üzülmek böyle birşeymiş.
Kışın ortasında şeker gibi denize girmekten tutunda,gece tepede yıldızlar çölün ortasında kalmak,meşur hard rock cafe'de kafayı bulmak,şeker kamışı kemirmek,deli gibi pazarlık yapmak,farklı kültürler insanlar tanımak,mükemmel bir tatildi benim için.Kafamda okadar çok hikaye vardı ki,zamansızlıktan hiçbirini yazamadım,inanılmaz duygular içindeydim.Kafamdaki düşünceler uçuşup duruyordu ama ben her seferinde onları özgür bırakıyordum,uçsuz bucaksız çöllere,rengarenk mercanlara doğru.
Hayat yaşamaya değer.Hayatın getirdiği süprizlere sırt çevirmemekle bunu anlayabilirsiniz.Hayır demeyi bir kenara bırakıp birazda Evet demeyi bilmek lazım sadece...Tıpkı bu geziyede korkusuzca evet demem gibi...
Rüyadan uyandım ama o kadar huzurlu ve mutluyum ki,kafam okadar dağılmış boş temiz ve ferahlamışki artık eskisinden daha umutluyum...Bundan önceki herşey geri dönmicek şekilde eskidi,artık herşeyin yenisi gelsin.Kızıldenize doğru evrene seslenişim gibi ''Yeni,herşey gelsin!''

5 Şubat 2010 Cuma

I dream of gardens in the desert sand ...


M.ö. ve m.s.
Bu size millat kavramını anlatsada, benim m.ö de yaşadığımı kabul edersek, mistik bir gücün önümüzdeki 12 gün içinde ben yıkayıp ,yoğurup ,perişan bir halde tekrar kendime getirdikten ve tekrar doğuşumdan sonra da m.s.yi yaşıyıcak olmamdır.Herşey hazırlandı.Önümdeki koskoca 12 güne karşı hazır hale getirdim.Bütün üzüntüler,sıkıntılar,kötülükler,mutluluklar,dostluklar,aldatılmalar,sevgililer uçağa bindiğim an hepsi burda kalıcak.Tekrar geldiğimde beni hangileri karşılar bilmem ama yeni bir başlangıç yapcaksamda artık bu belirsizliklere bu soru işaretlerine son vermem gerekicek.Önceliklerimi göz önünden geçirmek.Öncelikle kendimden başlıcam bu uzun yolculukta,yanıma alıcaklarımı aldım gerisi buralarda kaldı.Yani tek başınayım,önemli olan benim,bunu kafama kazımam gerekicek.Benim var oluş sebebim.Var olmak için mücadele edeceğim mesleğim.Hayaller artık şöyle bir kenarda dursun.Artık gerçek dünya'ya gelmenin vakti geldi geçiyor bile...İşte M.s şuan size ne kadar sıkıcı gözükse de artık yoluma çıkıcak her güzel şeye evet demek yerine tartarak hayatıma dahil edicem...
P.s: Sıkıcı olmam;)

3 Şubat 2010 Çarşamba

Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak...

''Herkes aşka sahip olmayı kaldıramaz.Eğer ki siz elinizdekini bir köşede tutarken,diğer çiçeklere de konmak isterseniz,eninde sonunda kaybedersiniz.Küçük oyunlar bazen hayat kurtarsa da kaybetmeyi göze alıp kalkışın bu numaralara.Elimizdekilerin kıymetini ne kadar biliyoruz acaba?Hep neden kaybedince ağlarız ardından?Ya bizde bir problem var ya da bildiklerimizde.Zekanızı kullanın, hayatınıza yansıtın.Sevdiklerinize,en önemlisi nadir yakalanan aşklarınıza sahip çıkın.Aşk ne pirinç ne bulgur.Olsa olsa baharattır,aşk baharat gibi kokusu olan,farklı tatları olan çeşitli baharatlardır.Ve baharat her şeyin tadıdır.Aşk gibi..''

                              Sertaç Şenbahçe

Tabi elimizdekilerinin kıymeti kısmını yazar hanımefendiye sormak isterdim.
Sevdiğim bir kısım,doktorun söylediğini yap ,yaptığını yapma diye boşuna dememişler:)