Hayatımda önemli kararlar vermeye başlamışlığım var ama hangisi kötü bi türlü karar veremedim, 10 sn sesini duymak mı yoksa istediğim zaman arayamamak mı ya da sesini duyamamak mı? Yahu millet askere giden sevdiceğinin varlığından bile haberi olmuyor adam beni her dakka aramaya çalışıyor ama ben herşeyin en fazlasını hep fazlasını istiyorum. İlk torun olmanın verdiği şımarıklık arsızlık ve doyumsuzluk. Hep başka şeyleri şikayet ederdim şu an kendimden şikayetçiyim itiraf ediyorum, ben büyük bir eşşeğim hemde asker ninjasının yemin törenine gidemeyen bir eşşek. Hep bir mutsuzluk durumunda telefona sarılıp ninjamın imdaadıma yetişmesini beklerdim şu aralar bloglara sardım. Çaresizlikten yazıyorum bu yazıyı, tarihin absurtlüğü sınav haftama denk gelişi çalışıyor olup izin alma sınırlarımı zorlamak istememem vs hepsi imkansızlıklara neden oluyor işte. İmpossible is nothing bir reklam sloganı olup alamadığın ayakkabının verdiği mutsuzlukla impossible is evertything kıvamını alıyor. O yüzden bana hiiiiç bilmişlik taslamayın:)
Bazen hiç bir sanatsal önemi olmayan bir şey çok değerli olup çok samatsal olan bir durumda imkansızlıkta yok olup gidiyor. Bu aslında başka bir konuya giriş olurdu ama bunca imkansızlıklardan söz etmişken beni derinden sarsan bu konuya değinmeden edemicem. Sevgili Adele gırtlak kanseri olmuş ve malum müzik hayatı 23 yaş gibi genç bir yaşta sarsıntıdadır. Bir de beni şu twilight furyasının bu kadar basit ve karakterlerinin bi o kadar başarısız olan filminin bu derece sükse yapması sarstı. Nerdeeeen nereye işte;D Saçmalamanın sınırı yok arkadaşlar. Burdanda bunu cıkarıyoruz:D
Neyse lafın kısası yoktur rahat konuşun derler blog ortamında o yüzden fazla saçmalamış olup amaca yönelik bir sonuç yazıyorum... BEN BİR EŞŞEĞİM sevgili ninjacığım ama sen de haklısın ''dünyanın en güzel gözleri, eşşek gözleri''
11 Aralık 2011 Pazar
3 Aralık 2011 Cumartesi
Hey! I don't know much about guns but I,I've been shot by you
Durum itibariyle belkide beni en rahatlatacak şet blog yazmak olacaktır. İş çıkışı eve geldiğimden beri ne kendimi yemeğe verdiğim ne banyoda saatlerce oyalandığım ne tv'de zaman kaybedip ne de diziportta takıldığım kaldı.Bugün onsuz kaldığım ilk gündü, onunda evinden sevdiklerinden uzakta belkide hiç seçmek istemediği, kalmak istemediği bir yerde oluşunun ilk günüydü.
Başka zaman boyutlarında mıdır insanların sadece istediğini seçmesi istediğini yapması? Burada başarılı bir öğrenci olmak zorundasın geleceğin iyi olsun diye, başarılı bir puanlaman olduysa en iyi bölümü seçmek zorundasın, ha kendi hayatın yetmedi bide işin gücün yoksa hayatında 1 seneyi abuk subuk askerlik zırvalarıyla harca gitsin.Gene istemeden zorla...Evet çok kızgınım, ülkeme , diretilen bunca acımasız kurallara,zorunluluklara, kağıtlara, belgelere, sertifikalara, her şeye.Beynimden yaşadığım topraklar hakkında o kadar kötü kızgın şeyler geçiyor ki söyleyemiyorum, söylemeye çalışınca da çok üzülüyorum.
Böyle filmler de olur ya çok güzel bir çiftlerdir, bütün eğlencelerde beraberlerdi , zorlu sınav zamanları birbirlerine destek olurlar, en güzel zamanlarda birbirlerinin yanındadırlar, balolar kep törenleri ailelerle tanışmalar yapılır, kız çocuğun her şeyidir, çocuk da kızın.Bu film şeridi eminim gözlerinizde canlanıyor dur. Hani böyle parça parça her sahneden küçük kareler geçer, güzel fotoğraflar vardır, sonra birden yavaşlar. Ayrılmaz ikilinin arasına mesafeler girer, kurallar, dayatmalar, diretmeler, zorunluluklar, yeşil üniformalar ve bir sene girer.Ya da film tam tersi olur, zorlu bir ilişki uzun uzadıya anlatılır o araya giren ayrılık zamanı hooooop diye bitiverir.
Biz çok güzel başladık , çok güzel de devam ediyoruz.Anlatılacak pek de enteresan entrikalı filmlere konu olacak bir durum yok, sadece huzur var.Buda günümüz sinemasına pek bir sıkıcı kaçar. Nitekim de o güzel kareler 2 sene olarak hızlı mı hızlı geçip gidiverdi ve şuan sahnenin yavaşlamasını hiç istemiyorum ama inanın bu ilk gün çoook yavaş geçti.
Birazdan uyuyacağım ve beraber oluşumuzdan bu yana ilk defa gece gözlerimi sevgi sözcükleriyle kapayamayacağım . Bir önceki senelerde olduğu gibi evrene seslenmenin kolay bir yolu varsa internetteki bloglarımı yazdığım kanaldan geçiyorsa, bütün şans ondan yana olsun, çok rahat olsun, yemeklerin en güzel kısımları onun şansına gelsin, insanların en düzgünü onun karşısına çıksın ve soruların en kolayını o cevaplasın ve hızlıca benim yanıma gelsin.Şu benim zaman zaman inandığım secret olayı varsa tekrar yüzünü bu bir ay içinde göstersin.
''İyi geceler bebeğim,Rüyanda beni gör, sende bende''
PS: spongie senin gibi kokuyor=))
Başka zaman boyutlarında mıdır insanların sadece istediğini seçmesi istediğini yapması? Burada başarılı bir öğrenci olmak zorundasın geleceğin iyi olsun diye, başarılı bir puanlaman olduysa en iyi bölümü seçmek zorundasın, ha kendi hayatın yetmedi bide işin gücün yoksa hayatında 1 seneyi abuk subuk askerlik zırvalarıyla harca gitsin.Gene istemeden zorla...Evet çok kızgınım, ülkeme , diretilen bunca acımasız kurallara,zorunluluklara, kağıtlara, belgelere, sertifikalara, her şeye.Beynimden yaşadığım topraklar hakkında o kadar kötü kızgın şeyler geçiyor ki söyleyemiyorum, söylemeye çalışınca da çok üzülüyorum.
Böyle filmler de olur ya çok güzel bir çiftlerdir, bütün eğlencelerde beraberlerdi , zorlu sınav zamanları birbirlerine destek olurlar, en güzel zamanlarda birbirlerinin yanındadırlar, balolar kep törenleri ailelerle tanışmalar yapılır, kız çocuğun her şeyidir, çocuk da kızın.Bu film şeridi eminim gözlerinizde canlanıyor dur. Hani böyle parça parça her sahneden küçük kareler geçer, güzel fotoğraflar vardır, sonra birden yavaşlar. Ayrılmaz ikilinin arasına mesafeler girer, kurallar, dayatmalar, diretmeler, zorunluluklar, yeşil üniformalar ve bir sene girer.Ya da film tam tersi olur, zorlu bir ilişki uzun uzadıya anlatılır o araya giren ayrılık zamanı hooooop diye bitiverir.
Biz çok güzel başladık , çok güzel de devam ediyoruz.Anlatılacak pek de enteresan entrikalı filmlere konu olacak bir durum yok, sadece huzur var.Buda günümüz sinemasına pek bir sıkıcı kaçar. Nitekim de o güzel kareler 2 sene olarak hızlı mı hızlı geçip gidiverdi ve şuan sahnenin yavaşlamasını hiç istemiyorum ama inanın bu ilk gün çoook yavaş geçti.Birazdan uyuyacağım ve beraber oluşumuzdan bu yana ilk defa gece gözlerimi sevgi sözcükleriyle kapayamayacağım . Bir önceki senelerde olduğu gibi evrene seslenmenin kolay bir yolu varsa internetteki bloglarımı yazdığım kanaldan geçiyorsa, bütün şans ondan yana olsun, çok rahat olsun, yemeklerin en güzel kısımları onun şansına gelsin, insanların en düzgünü onun karşısına çıksın ve soruların en kolayını o cevaplasın ve hızlıca benim yanıma gelsin.Şu benim zaman zaman inandığım secret olayı varsa tekrar yüzünü bu bir ay içinde göstersin.
''İyi geceler bebeğim,Rüyanda beni gör, sende bende''
PS: spongie senin gibi kokuyor=))
24 Kasım 2011 Perşembe
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum...
Şu aralar benim küçük ninja tony'e diyeceğim şeylerin hepsi bu şarkıda gizlidir.İtinayla afişe edilir:)
15 Ekim 2011 Cumartesi
However far away, i will always love you
Bugunun benim icin anlam ve onemi cok buyuk.e iyi de bana ne derseniz bende size en edeplisinden "yürüüü taş arabasi " derim. Bu yaziyi yazmamdaki tek amac mutluluktan karelere bilgisayarin 0 ve 1 lerden olusan sifrelerine sigamamam ve azcik karistirayim kurcalayim istemem. Bugun en uzun iliskimim ilk gunu yaniii okadar uzun zamandir beraberiz ki su opmeme gerek kalmadan prens haliyle hayatima giren ve aslada cikmicak olan minik ninja tonymin ilk en uzun iliski gunum. Benim icin onemli olan baslangic yada bir yili devirmek degil gecmisteki yaptiklarimdan ders alarak duzgun bi sekilde bi oncekinden daha iyi devam etmek. Diger bi guzel gunun sebebi veteriner hekimlikte buyudugum butik klinigime profesyonel olarak kucuk adimlarla adim atmam ama buyuk sicrayislarla da devam edicek olmam:)) seviyorum klinigimi ne diyebilirimki:)) birde diplomam gelse tam mukemmel olcakda hayirlisi bakalim:)) Neyse gelelim asil konuya
"sevgili minik ninja turtle tony, sen hayatima girdikten sonra hayatimdaki hic bisey degismedi ama ben degistim, daha mutlu oldum daha cok eglendim izledigim filmler daha bi anlamli oldu yaptigim isler okudugum yazilar ve hatta yazdiklarim, paco robanne nin 1 milyon parfumunun kokusu bi baska geldi bana yada yedigim hazir noodlelarin, dinledigim queen sarkilarinin yada sponge bobun salak surat ifadesi bile bi degisti benim icin. Aslinda hersey ayniydi ama gozlerim, burnum, kulaklarim, dudaklarim, parmaklarim, tirnaklarim, cildim herseyim degisti. Kilo verdim guzellestim saglikli yemege, telefondan daha az radyasyon yemeye daha fazla kendime dikkat etmeye basladim.Daha uzun yasayimda seni hayattan daha cok bezdireyim diye:)) sevgili kurbagaya donusmeden kaptigim minik ninja turtle seni cok seviyorum ve burda beni okuyan okuyacak olan herkesin gozlerinin ucunda sunu da eski sevgililerime iletmek isterimki " orta halli ve boktan her animi bana suanin daha anlamli kildirdiniz icin tesekkur ederim ve sizleride seviyorum" (ps benden daha fazla nefret etmeyin ya kendinizle barisik olup hayatiniza devam .Herkes benim kadar mukemmel olmayabilir caniiiim:p)
Neyse yesil Zeytin sana daha soyliceklerim var ama burdanda o kadar acilamicam. İslerini bi an once hallet spongein uzerindeki 1 milyon ucuyooo. Uykusuz gecelerimin gecmesini istemiyorum:(("
Ps: adele den some like you sarkisini gecmisten kendime lovesong coverini da benden gelecege ve yesil zeytine gelsin diyerek noktaliyorum
"sevgili minik ninja turtle tony, sen hayatima girdikten sonra hayatimdaki hic bisey degismedi ama ben degistim, daha mutlu oldum daha cok eglendim izledigim filmler daha bi anlamli oldu yaptigim isler okudugum yazilar ve hatta yazdiklarim, paco robanne nin 1 milyon parfumunun kokusu bi baska geldi bana yada yedigim hazir noodlelarin, dinledigim queen sarkilarinin yada sponge bobun salak surat ifadesi bile bi degisti benim icin. Aslinda hersey ayniydi ama gozlerim, burnum, kulaklarim, dudaklarim, parmaklarim, tirnaklarim, cildim herseyim degisti. Kilo verdim guzellestim saglikli yemege, telefondan daha az radyasyon yemeye daha fazla kendime dikkat etmeye basladim.Daha uzun yasayimda seni hayattan daha cok bezdireyim diye:)) sevgili kurbagaya donusmeden kaptigim minik ninja turtle seni cok seviyorum ve burda beni okuyan okuyacak olan herkesin gozlerinin ucunda sunu da eski sevgililerime iletmek isterimki " orta halli ve boktan her animi bana suanin daha anlamli kildirdiniz icin tesekkur ederim ve sizleride seviyorum" (ps benden daha fazla nefret etmeyin ya kendinizle barisik olup hayatiniza devam .Herkes benim kadar mukemmel olmayabilir caniiiim:p)
Neyse yesil Zeytin sana daha soyliceklerim var ama burdanda o kadar acilamicam. İslerini bi an once hallet spongein uzerindeki 1 milyon ucuyooo. Uykusuz gecelerimin gecmesini istemiyorum:(("
Ps: adele den some like you sarkisini gecmisten kendime lovesong coverini da benden gelecege ve yesil zeytine gelsin diyerek noktaliyorum
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Fully loaded we got snacks and supplies
Tatilden geldim, bavullar boşaldı, kirliler yıkandı, tam hafifledim derken tekrardan İstanbuldayım. Güzeldi hem de çok güzeldi.Sevgili zeusun taşa çevirdiği kıza karşı malak gibi yatmak dinlenmek yıl içinde okuyamadığım kitapları okuyup yıl içinde tam anlamıyla kendimi vererek dinlemediğim şarkılarla beraber yeni çıkmış ,eski de kalıp tozlu raflarda ( bilgisayarımdaki açılmayan dosyalarımda ) dinlenmenin unutulduğu şarkıları dinlemek, aileyle doyasıya eğlenmek mükemmeldi:)
Bütün senenin derslerini ,stresslerini , üzüntülerini, kaygılarını , herşeyi tamir ettikten sonra işte tekrar döndüm.Bu durumu tam ifade edecek tek şey rhcp'in road trippin'i dinlemek olacaktır. Onla dinlenirken rob thomas'tan this is how a heart breaks dinleyip gaza gelip iş, aşk, sosyal hayatımda durmaksızın bir yıl geçirebileceğim bir hava yaratıyor.
Hee siz baştaki zeusun kızının taş olması kısmını merak ediyorsunuz:p Hemen anlatıyorum.Zeusun kızı birinden hamile kalır kısaca gayri meşru çocuk durumu.Babası zeus ta genç yakışıklıyı da kızınında taşa çevirir ve tam da bizim yazlığının karşısına kondurur.Yatan bir hamile kadın silueti var.Bir rivayete göre de keramos krallının seferdeyken kraliçeyi korsanlar tarafından 'fatmagülün suçu ne ' kıvamında bir eğlenceye alet olup hamile kalması, bunu duyan kralın da karısını öldürdüğü akşamın sabahında bu siluetin ortaya çıktığı söyleniyor.
Masalları severim, insanın yaratıcılığını artırır.Hayal kurmayı sağlar:)
Gelelim bizim masala.... Kurbağa öpmeme gerek kalmadığını biliyorsunuz.Prens birden en güzel şekliyle tam bir film karesi kıvamında çıkagelmiş ve hatta yılın süprizini de yaş aşkı olarak da yapmış.Hem kış hem yaz her dönem bir aşk yaşamışlar prensle prenses.Ne kızan baba güçlerini kullanarak kötülükler yapmış, ne kötü cadı bunları ayırabilmiş.Masaldan alıncak herhangi bir ders de olmamış.Zaten şu keramos efsanesi hepimize yeterince ders olmalı bence.Annemin dediği gibi '' kızım bizden gizli hamile kalırsan haberimiz olsun da çocuğu aldıralım, babanın seni taşa çevirmesiyle falan uğraşmayalım''....
Neyse işte süper bir tatil ve bi dolu hikayeyle döndüm.Görünen gerçeklerin bile gerçek olmadığı bir tatil oldu benim için.O da başka bir hikaye tabi.Bu yazıyı nelly furtadonun onde estas şarkısıyla bir nostalji yapıp, sevgili haşmetimle çektiğim mükemmel bir manzarayla bitirmek istiyorum...
PS:Yazılarımla iddaalıyım, beni takip edin anacım=)
Bütün senenin derslerini ,stresslerini , üzüntülerini, kaygılarını , herşeyi tamir ettikten sonra işte tekrar döndüm.Bu durumu tam ifade edecek tek şey rhcp'in road trippin'i dinlemek olacaktır. Onla dinlenirken rob thomas'tan this is how a heart breaks dinleyip gaza gelip iş, aşk, sosyal hayatımda durmaksızın bir yıl geçirebileceğim bir hava yaratıyor.
Hee siz baştaki zeusun kızının taş olması kısmını merak ediyorsunuz:p Hemen anlatıyorum.Zeusun kızı birinden hamile kalır kısaca gayri meşru çocuk durumu.Babası zeus ta genç yakışıklıyı da kızınında taşa çevirir ve tam da bizim yazlığının karşısına kondurur.Yatan bir hamile kadın silueti var.Bir rivayete göre de keramos krallının seferdeyken kraliçeyi korsanlar tarafından 'fatmagülün suçu ne ' kıvamında bir eğlenceye alet olup hamile kalması, bunu duyan kralın da karısını öldürdüğü akşamın sabahında bu siluetin ortaya çıktığı söyleniyor.
Masalları severim, insanın yaratıcılığını artırır.Hayal kurmayı sağlar:)
Gelelim bizim masala.... Kurbağa öpmeme gerek kalmadığını biliyorsunuz.Prens birden en güzel şekliyle tam bir film karesi kıvamında çıkagelmiş ve hatta yılın süprizini de yaş aşkı olarak da yapmış.Hem kış hem yaz her dönem bir aşk yaşamışlar prensle prenses.Ne kızan baba güçlerini kullanarak kötülükler yapmış, ne kötü cadı bunları ayırabilmiş.Masaldan alıncak herhangi bir ders de olmamış.Zaten şu keramos efsanesi hepimize yeterince ders olmalı bence.Annemin dediği gibi '' kızım bizden gizli hamile kalırsan haberimiz olsun da çocuğu aldıralım, babanın seni taşa çevirmesiyle falan uğraşmayalım''....
Neyse işte süper bir tatil ve bi dolu hikayeyle döndüm.Görünen gerçeklerin bile gerçek olmadığı bir tatil oldu benim için.O da başka bir hikaye tabi.Bu yazıyı nelly furtadonun onde estas şarkısıyla bir nostalji yapıp, sevgili haşmetimle çektiğim mükemmel bir manzarayla bitirmek istiyorum...
PS:Yazılarımla iddaalıyım, beni takip edin anacım=)
11 Temmuz 2011 Pazartesi
Moves like jagger
Bitti.Sınav dönemim, resmi okul hayatım tam anlamıyla bitti. Sınavlar açıklanmadı, geçip geçmediğim belli değil, umut fakirin cheesecake'i kıvamında benim ki. Bu okul bitmez arkadaşlar, ne hocaların problemleri, ne yönetim değişiklikleri, tanrım bir türlü durmadı şu yönetmelik.Bütünleme dönemindeyiz yine bir şeyler eklenmiş çıkarılmış falan filan.Sıkmayacağım sizi böyle şeylerle.Sıkıcı iç karartıcı konular bunlar.
Okul bitti diyordum ya hiç böyle olcağını tahmin etmezdim, bitse de gitsek modu vardı hep bende.Emaaaaan görürüm bir şekilde arkadaşlarımı modu vardı,ama ıhhhh olmuo, özlüyorum onları:( En son kız kıza her gruptan bir kaç kız toplanıp fal baktırtmıştık o zaman konuştuklarımız yapılan dedikodular,yawww ben çoğu şeyi bilmiyor muşun okulun yaww dedim.Hepimiz aynı sınıftaydık, aynı dersleri alıyorduk, aynı mesleğe sahip olacaktık ama bir o kadar da birbirimizden farklıydık.O gün farklı kültürler de insanların birleştiği sempozyumlar gibiydi ama bir o kadar da gayri resmi, eğlenceli. Orda şu üniversite hayatımızda bir çok şeyi kaçırdığımızı fark ettim.Dolu dolu yaşadık sanıyordum ama çoook şey kaçırmışız, geç oldu ama...Garip, saçma sapan şeylerin peşine takılmışız, hayatımıza gereksiz insanları bir o kadar bizi engellesin diye sokmuşuz, çok kötü yapmışız ama değerini şimdi anlıyoruz.He bir de o gece ay tutuldu, tam oldu...Biz dileklerimizi bir kağıda yazıp yakacaktık o gece, ne dilek yazacağımı bilemedim açıkcası. Birbirini o kadar çok takip eden dilek var ki, bazıları çok iyi gelirken diğerleri pek hayırlı şeylere sebep olmuyor bu nedenle dilek hakkımı risk oluşturmak için kullanamıcaktım. İyi şeyler yapıp iyi şeyler olmasını bekleyeceğim, iyi şeyler olucaktır.Çünkü çoğu şey göründüğü kadar kötü değil, hiç bir şey göründüğü kadar korkunç değildir.Çok güzel şeyler de doğurur. Bu nasıl demeyin, kötü olanı da siz kendiniz için bir iyiye çevirebilirsiniz.Hemde peşinden getirecek süper şeylere de kucak açmış olacaksınız. Bırakın geçmiş geçmişte kalsın, kaçırdığınız fırsatları yakalamaya bakın, körü körüne bir şeye inanmayın yada aşık olmayın.Sizi iyi hissetiren şeylerin peşinde koşun, dağılın parçalanın mutlu olun, yaşadığınız her kötünün daha kötüsü de olabilir diye düşünün.Hiç bir şey bir son değildir.Her biten şey yeni bir başlangıçtır, fırsatları iyi değerlendirin.Karışın hiç konuşmadıklarınızla konuşun, hiç sevmediklerinizi sevmeye çalışın.
Sıcaklar gelsin ve bir daha gitmesin diye son bir kaç aydır dırdır ediyordum ki, tanrı sesimi duydu ve cayır cayır -getirdi sıcakları.O kadar sıcak ki otobüste yer verdiler mi korkuyorum oturmaya kıçım eriyip yapışacak diye.Bundan ötürü bugünden itibaren tatile gitmem gerektiğini resmi bir şekilde açıklamış bulunmaktayım, artık kızgın kum, serin su, baldırı çıplak kalp moduna geçmek istiyorum.Ha bide tanrım yarınki mezuniyet balosunda topuğumu kırmama engel ol, içkimi fazla kaçırmayayım, rezillik çıkarmayayım, bir de hamurumu azcık şu bende asla ve katta var olmayan coolluktan bir tutam kat, gecenin seksi dans eden kızı olmak istemiyorum:P
geldiği gibi dans ediyorum, naapayım! kanımda var hafif ladinoluk, sharkira'nın yeni şarkısı rabiosa'dan fırlamış gibi olmak istemiyorum açıkcası, saraya yakışır bir şıklıkta like a princess modu olsun istiyorum, ama sadece istemekle yetinicem bu gidişte.Çünkü Irmak her yer de Irmak:)
Okul bitti diyordum ya hiç böyle olcağını tahmin etmezdim, bitse de gitsek modu vardı hep bende.Emaaaaan görürüm bir şekilde arkadaşlarımı modu vardı,ama ıhhhh olmuo, özlüyorum onları:( En son kız kıza her gruptan bir kaç kız toplanıp fal baktırtmıştık o zaman konuştuklarımız yapılan dedikodular,yawww ben çoğu şeyi bilmiyor muşun okulun yaww dedim.Hepimiz aynı sınıftaydık, aynı dersleri alıyorduk, aynı mesleğe sahip olacaktık ama bir o kadar da birbirimizden farklıydık.O gün farklı kültürler de insanların birleştiği sempozyumlar gibiydi ama bir o kadar da gayri resmi, eğlenceli. Orda şu üniversite hayatımızda bir çok şeyi kaçırdığımızı fark ettim.Dolu dolu yaşadık sanıyordum ama çoook şey kaçırmışız, geç oldu ama...Garip, saçma sapan şeylerin peşine takılmışız, hayatımıza gereksiz insanları bir o kadar bizi engellesin diye sokmuşuz, çok kötü yapmışız ama değerini şimdi anlıyoruz.He bir de o gece ay tutuldu, tam oldu...Biz dileklerimizi bir kağıda yazıp yakacaktık o gece, ne dilek yazacağımı bilemedim açıkcası. Birbirini o kadar çok takip eden dilek var ki, bazıları çok iyi gelirken diğerleri pek hayırlı şeylere sebep olmuyor bu nedenle dilek hakkımı risk oluşturmak için kullanamıcaktım. İyi şeyler yapıp iyi şeyler olmasını bekleyeceğim, iyi şeyler olucaktır.Çünkü çoğu şey göründüğü kadar kötü değil, hiç bir şey göründüğü kadar korkunç değildir.Çok güzel şeyler de doğurur. Bu nasıl demeyin, kötü olanı da siz kendiniz için bir iyiye çevirebilirsiniz.Hemde peşinden getirecek süper şeylere de kucak açmış olacaksınız. Bırakın geçmiş geçmişte kalsın, kaçırdığınız fırsatları yakalamaya bakın, körü körüne bir şeye inanmayın yada aşık olmayın.Sizi iyi hissetiren şeylerin peşinde koşun, dağılın parçalanın mutlu olun, yaşadığınız her kötünün daha kötüsü de olabilir diye düşünün.Hiç bir şey bir son değildir.Her biten şey yeni bir başlangıçtır, fırsatları iyi değerlendirin.Karışın hiç konuşmadıklarınızla konuşun, hiç sevmediklerinizi sevmeye çalışın.DIŞ ses:Büyüyünce ne olcaksın kızım? BEN: gandi olcam amca:D
Popüler kültürü de takip edin tabi, size önereceklerim olcak bu ay da . Film olarak: blue valentine ve lettter's to juliet 'i izleyin, Bugün keşfettiğin maroon 5 christina aguilera düetini de öneririm.Müzikte ''jamiroquai'' havası sezdim. Yaşlandıkça insan biraz daha az gürültülü şeyler diniyormuş:) Yaşlanmadan müziğin sesini son ses dinlemekten mahrum olmayın çünkü sonra hiç kafanız kaldırmıyacaktır.Bu yazının da ana fikrini siz bulun artık. Herşeyi de ben açıklayamam ya:))
5 Temmuz 2011 Salı
Bir zamanlar kurban vardı, green day den şarkılar çalardı:)
Çok severim kurban'ı aslında ama işte bazen böyle çalıntı şeyleri görünce çok moralim bozuluyor:( geçenlerde Caddebostandaki burger house ta gayet taş bir hatunla oturup burgerlarını bir güzel burgerlıyorlardı. Ben cool'um bateristim rockçıyım agresifim halleri de vardı beni öldüren ama olsun gene severim kendilerini:) Keşke böyle şeyler dünya da yaşanmasa yaratıcılık körelmese herkes kardeş olsa deyip burada bloguma son veriyorum daha güzel iç açıcı güzelliklerle bir sonraki bloguma kadar beni bekleyin anacım diyorum...
ARRİVEDERCİ...
How to write good?
- Avoid Alliteration. Always.
- Prepositions are not words to end sentences with.
- Avoid cliches like the plague. (They’re old hat.)
- Employ the vernacular.
- Eschew ampersands & abbreviations, etc.
- Parenthetical remarks (however relevant) are unnecessary.
- It is wrong to ever split an infinitive.
- Contractions aren’t necessary.
- Foreign words and phrases are not apropos.
- One should never generalize.
- Eliminate quotations. As Ralph Waldo Emerson once said, “I hate quotations. Tell me what you know.”
- Comparisons are as bad as cliches.
- Don’t be redundant; don’t use more words than necessary; it’s highly superfluous.
- Profanity sucks.
- Be more or less specific.
- Understatement is always best.
- Exaggeration is a billion times worse than understatement.
- One word sentences? Eliminate.
- Analogies in writing are like feathers on a snake.
- The passive voice is to be avoided.
- Go around the barn at high noon to avoid colloquialisms.
- Even if a mixed metaphor sings, it should be derailed.
- Who needs rhetorical questions?
24 Mayıs 2011 Salı
where is you God?
Sıradan öyküler benimkisi,
Okuluna ulaşmak için uzun yollarda sürünen, saçma bir sınavla yerleştirildiği mesleğini en iyi şekilde yapmaya çalışan 23 yaşında genç kız...
Bu hikaye başından itibaren sıkıcı ve tutmaz.Bazen bende hayatta tutunamayacağım gibi geliyor. Aksiyon lazım, heyecan, başka yerler, bilmediğim yollar, tanımadığım insanlar lazım, değişiklik yapmaya çok istediğim bir türlü fırsat bulamadığım şeylerden başladım. Artık deviantart'tan yürütüğüm fotoğraflarım yerine kendi çektiklerimi arada koyacağım.Haşmet yeni hayatıma katılan dolabımda duran canon t50 makinam.
Bu iş de huzurla, sakin, sabırla yapılması gereken bir iş.Daha farklı şeyler lazım bana.
30 second to mars ''hurricane'' şarkısını dinlerken aslında çok boşa yaşadığımı hissediyorum.Hayat kurtarabilmek için öldürmekten, doğrularını göstermek için ölmekten bahsediyor. Böyle şeyler lazım bana.
Psikolojimin bozukluğuyla alakalı değil, rahat durmayan bir kafam var.Devamlı farklı şeyler yaratıp farklı şeyler düşünmekten oluyor.Bazen yeni şeyleri duymak görmek beni sarssa da bunlara daha sık ihtiyacım olduğunu düşünüyorum.
Yaratıcılığın üst seviyede bir dönem yaşıyoruz.Böyle bir dönemde bir şeyler yaratmaya çalışmak çok zor. Maddi manevi ihtiyaçlarının karşılanamadığı bir dönemde hayatını üst seviyede devam ettirmeye çalıştığın bir dönemde sadece kaliteli yaşamın getirdiklerine odaklanmışken yaratıcılığının körelmesi bana çok adice geliyor. Kurtarabilmek için öldürmek yerine daha çok çalışmaya ihtiyacım olacaktır.Öldürme kısmı inanın en kolay kısım, tıpkı ölmek gibi.
Evrende aynalarından bahsediyordu annemin bilge arkadaşlarından biri.Sözde gördüğümüz her şey, kınadığımız, nefret ettiğimiz, memnun olduğumuz her şey bizim bir aynamız.Gördüğün bir yanlışı sen de daha önce yapmış, yaptığın iyiliği başka birinden tekrar görmüş oluyormuşsun. Baya uzun boylu zorlu bir inanç bu. Nefret ettiklerinden nefret etmemeyi onları affetmeyi öğreniyorsun.Bu açıklama bana yapılırken kafamdan geçen düşüncelerin bir kısmını siz de bu yazıyı okurken içinizden geçiriyorsunuzdur. Kafası güzel herhalde bu insanların dedirtecek cinsten.Anlatılanları dinledikten sonra karar verdim ki ben o kadar da olgunluğa ulaşamamışım. Yapıyorsam bir yanlış vardır bir nedeni, nefret ediyorsam vardır bir adiliği adamın.
Kaldıramıyorum bazı insanların bilmiş bilmiş yanlış olduğunu düşündüklerinin, yapılmaması gerektiğini konuşup yapmasından, aldatmasından.Görüyorum konuşamıyorum.Buna da dayanmam gerektiğini biliyorum.
Her şeyi ben kurtaramam ki, kurtarmak yerine insanları yanlışlar içinde boğulup ölüme terk ederim sadece.Kendi doğrularım için savaşırım ama ne için kim için? Yanlışlarda kendimi görmemek için doğrular peşinde koşsam yanlış yapanı da bu benim aynadan yansımam bir zaman bunu bende yapmıştım diyemem.
Dediğim gibi 30stm'ın şarkısının klibi gibi garip kareler geçiyor beynimden.İnanın şu an ne anlatmak istediğimi bilmeden, ne demek istediğimi tam ifade edemeden sadece yazmak için yazdım.Kafam karışık, heyecan arıyorum.
Mesleğime müthiş bir giriş yapıp mükemmel olmaya günler kala farklı heyecanlar yaşamak istediğimden herhalde bu anlamsızlıklarım.
PS: Henüz bir uzmanla görüşmedim psikolojim konusunda, havalar süper ben mutluyum daha ne olsun<8)
Okuluna ulaşmak için uzun yollarda sürünen, saçma bir sınavla yerleştirildiği mesleğini en iyi şekilde yapmaya çalışan 23 yaşında genç kız...Bu hikaye başından itibaren sıkıcı ve tutmaz.Bazen bende hayatta tutunamayacağım gibi geliyor. Aksiyon lazım, heyecan, başka yerler, bilmediğim yollar, tanımadığım insanlar lazım, değişiklik yapmaya çok istediğim bir türlü fırsat bulamadığım şeylerden başladım. Artık deviantart'tan yürütüğüm fotoğraflarım yerine kendi çektiklerimi arada koyacağım.Haşmet yeni hayatıma katılan dolabımda duran canon t50 makinam.
Bu iş de huzurla, sakin, sabırla yapılması gereken bir iş.Daha farklı şeyler lazım bana.
30 second to mars ''hurricane'' şarkısını dinlerken aslında çok boşa yaşadığımı hissediyorum.Hayat kurtarabilmek için öldürmekten, doğrularını göstermek için ölmekten bahsediyor. Böyle şeyler lazım bana.
Psikolojimin bozukluğuyla alakalı değil, rahat durmayan bir kafam var.Devamlı farklı şeyler yaratıp farklı şeyler düşünmekten oluyor.Bazen yeni şeyleri duymak görmek beni sarssa da bunlara daha sık ihtiyacım olduğunu düşünüyorum.
Yaratıcılığın üst seviyede bir dönem yaşıyoruz.Böyle bir dönemde bir şeyler yaratmaya çalışmak çok zor. Maddi manevi ihtiyaçlarının karşılanamadığı bir dönemde hayatını üst seviyede devam ettirmeye çalıştığın bir dönemde sadece kaliteli yaşamın getirdiklerine odaklanmışken yaratıcılığının körelmesi bana çok adice geliyor. Kurtarabilmek için öldürmek yerine daha çok çalışmaya ihtiyacım olacaktır.Öldürme kısmı inanın en kolay kısım, tıpkı ölmek gibi.
Evrende aynalarından bahsediyordu annemin bilge arkadaşlarından biri.Sözde gördüğümüz her şey, kınadığımız, nefret ettiğimiz, memnun olduğumuz her şey bizim bir aynamız.Gördüğün bir yanlışı sen de daha önce yapmış, yaptığın iyiliği başka birinden tekrar görmüş oluyormuşsun. Baya uzun boylu zorlu bir inanç bu. Nefret ettiklerinden nefret etmemeyi onları affetmeyi öğreniyorsun.Bu açıklama bana yapılırken kafamdan geçen düşüncelerin bir kısmını siz de bu yazıyı okurken içinizden geçiriyorsunuzdur. Kafası güzel herhalde bu insanların dedirtecek cinsten.Anlatılanları dinledikten sonra karar verdim ki ben o kadar da olgunluğa ulaşamamışım. Yapıyorsam bir yanlış vardır bir nedeni, nefret ediyorsam vardır bir adiliği adamın.
Kaldıramıyorum bazı insanların bilmiş bilmiş yanlış olduğunu düşündüklerinin, yapılmaması gerektiğini konuşup yapmasından, aldatmasından.Görüyorum konuşamıyorum.Buna da dayanmam gerektiğini biliyorum.
Her şeyi ben kurtaramam ki, kurtarmak yerine insanları yanlışlar içinde boğulup ölüme terk ederim sadece.Kendi doğrularım için savaşırım ama ne için kim için? Yanlışlarda kendimi görmemek için doğrular peşinde koşsam yanlış yapanı da bu benim aynadan yansımam bir zaman bunu bende yapmıştım diyemem.
Dediğim gibi 30stm'ın şarkısının klibi gibi garip kareler geçiyor beynimden.İnanın şu an ne anlatmak istediğimi bilmeden, ne demek istediğimi tam ifade edemeden sadece yazmak için yazdım.Kafam karışık, heyecan arıyorum.
Mesleğime müthiş bir giriş yapıp mükemmel olmaya günler kala farklı heyecanlar yaşamak istediğimden herhalde bu anlamsızlıklarım.
PS: Henüz bir uzmanla görüşmedim psikolojim konusunda, havalar süper ben mutluyum daha ne olsun<8)20 Mayıs 2011 Cuma
8 Mayıs 2011 Pazar
Lyrics with the word of music
Ben hayatıma baktığım da hep bir müzikalde yaşadığımı görüyorum.Her zaman her yerde her adımında uyurken, uyanıkken,gezinirken,ağlarken her zaman müzik var etrafımda kulağımda...Vasiyetimdir cenazemde de şu zenci jazz şarkıcılarının törenleri gibi müzikli bir uğurlayış olsun.Her türlü duruma uygun kafamda bir müzik listem vardır.Nasıl yaaa derseniz şöyle;
Güne başlarken Jamie cullum cover'ı ''Please don't stop the music'' ile başlarım Rihanna'nın çığırması sabahları ağır kaçabiliyor.Okul yolunda uyuyabilmek için hafif bir şeyler açmak için elim ilk Jason Mraz'ın Bella luna'sına gidiyor ki ilerde ne yapıp edip düğün şarkımı Bu parça yapıcam:D O zamana kadar şarkı eskimez ise tabi:))Bir arkadaşımla buluşcağım zaman hele ki o şahıs etkilemem gereken biri ise buluşma yerine varmadan bir iki dakika önce Pussycat dolls'ın ''buttons''ını yada ''I don't need a man'' ini dinliyorum.Sapıklıktan değil tamamen öz güvenimi canlandıran bir parça olmasından.Kendimi oradaki kliplerden fırlamış fıstıklar gibi hissedebiliyorum.
Hayatımı müzikal gibi yaşamanın yanı sıra kafamda uzun süren okul yolculuklarında bir dolu senaryo uydurup ona uygunda bir soundtrack yapıyorum.Dramatik sahneler de oluyor beynimde,süper mutlu aşk dolu sahnelerde, yada çılgın parti kızı koreografileri de.Bu senaryolar yaşadığımda eğer bilincim yerinde değilse bu yazıyı okuyanların yakınlarıma bildirmeleri rica olunur.
Dramatik hikayelerde bir hastane odasında yoğun bakımda şu camekan odanın içindeki yatakta iki seksen yattığım zaman fonda the weepies ''Love doesn't last know'' çalıyor.Zaten şarkı başlangıcında otomatik oksijen pompası sesi geliyor.Tam öyle bir sahnede konulur o şarkı.Ve kız ölür acılar içinde arkasında ailesini arkadaşlarını bırakır.Yavaş yavaş hoparlörden gelen ses ( hakkınızı helal ediyor musunuz değil tabi ki, o konuda şüphelerim var:)) christina aguilera ''walk away''. Nereden çıktı bu striptiz müziği demeyin beni soyup soğana çevirmiş birde sunuma hazır ağzında portakal olan ördeğin daha acı versiyonu gibi pamuk işleminde geçmiş olup beni taş gibi görebilen insanlara sürpriz olarak ancak bu şarkıyı koyabilirim:D Ya bence çok hüzünlü bir şarkıdır o.Bazen bu şarkıyı kumaş siyah pantolon beyaz gömlek kafamda fötr şapka herhangi bir barda söylerken buluyorum.Tabi o sırada şarkının gidişatıyla beraber şapka bir yana gömlek bir yana oluveriyorum kafamda.Hiç umutlanmayın sadece kafamda=) Ama bakarsınız bir gece kafayı fena bulur o halde girdiğiniz sahnede beliriverir im.
Gece eğlencelerinin müzik listesine el atmışken dans pistinde beni kaybetmiş eski bir dostumu gördüğümde neler kaçırdığını fark edebilmesi için piste atıldığımda her zaman muse ''Super massive black hole'' çalıyor. Yada gecenin ilerleyen ve alkolün tavan yaptığı durumlarda justin & ciara ''love sex magic''. Yada birden eski gece kulüplerinin birinde barın tam üstünde cher ''burlesque'' söylerken buluyorum. Hop kızım bu kadar da ilerleme artık deyip usturuplu kendi halinde bir rock yıldızı olup sahnede coşarken hep ama hep paramore ''misery bussines'' söylüyorum. ''Ignorance'' parçasıyla sahne önünde beni izleyen benle olmadığı için pişmanlık duyan kişilere laf sokarcasına bağıra çığıra ''Ignorance is your new best friend'' diyorum.
Geçenler gittiğim maroon 5 konserinde hep hayal ettiğim gibi sahne önündeydim. Aylardır yeni albümlerini dinliyorum ve her gözlerimi kapadığımda ''Hands all over me'' şarkısında sahneye çıktığımı ve adamla dans ettiğimi ve şarkıda dediği gibi ellerimin üzerinde olduğunu hayal ettim.Bir ara sahnedeyken bakalım bu gece aranızdan kim şanslı sahneye çıkacak dediğinde aha secretlarım tuttu dedim ama baya has-ecret oldu.
Düğünümde çağırdığım canlı müzik grubuyla önceden ayarlı bir düet yaparken buluyorum her Jason mraz ''lucky'' dinlediğimde. Hatta yetenekli müstakbel eşim birden düetin ortasına kendini atıyor onla düet yapıyoruz.Olmayacak bir şey değil.
Taksimde gezerken bol aksiyonlu Beyoğlunda fonda bir dolu şarkı çalarken benim play list'im de Avenged sevenfold - scream çalıyor.Çünkü o dakika beynimdeki senaryoda bir savaş alanın ortasında kalıyorum yakışıklı Thor'umun beni kurtarmasını bekliyorum yada şu Beyoğlu sapıklarının kafalarının uçtuğunu zevkle izliyorum.Hak ediyorlar yani ne yapabilirim.Uslu durup insan olsunlar azcık.Taksim gecelerine hazırlanırken Flashdance 'in en sevilen parçası ''She's a maniac on the floor'' diye havaya girmem de cabası.
Romantik sahnelerimde var.Mesela meg ryan keanu reeves filmindeki ayrılık sahnesinde civil wars ''poison and wine'' çalıyor benim için. Yada pişman olup geri dönmek isteyen sevgiliye Candan Eçetinden tam anlamıyla ''git'' şarkısını yolluyorum. Kıskançlık yapana da rent müzikalinin en sevimli ikilisinden ''take me or leave me'' parçasını yollamayı bir borç bilirim. Romantik bir buluşmada da leonard cohen'den ''dance me to the end of love'' ( civil wars cover'ı tercih edilir.) Daha öncede bunla ilgili bir yazım olmuştu ama tekrar söylemeden edemeyeceğim kliniğimin sokağında da Frank Sinatra'dan ''Newyork Newyork'' dinlemeden edemiyorum.
Bekarlık sultanlık zamanlarımda da her şeyi dinlediğim gibi özellikle Match box twenty eski solisti Rob Thomas'tan ''I don't wanna lonely'' diye çığırıyorum.Her zamanki yeni yıl şarkımda Gene Rent müzikalinden ''seasons of love'' parçası oluyor.
Daha her adımında her duygusal burhanlarıma her mutlu oluşuma her çılgınlık yapabilceğim ana her stresle boğuştuğum anlara uyuduğumda uyandığımda her daim kafamın içindeki müziklerden biraz olsun haberiniz olsun istedim.Bir gün başı boş gezerken ve arkamdan bağırdığınız zaman bu kız neden dalgın demeyin kim bilir hangi sahnede hangi karaktere bürünmüş hangi şarkıyı söylüyorumdur. Buradan sevgili Çağatay ateşe de yaptığı mükemmel çalışmadan ötürü teşekkürlerimi bir borç bilirim.Ölene kadar üzerimde taşıyacağım belkide müzikle aramdaki bağı kuvvetlendirecek bir iyilik yaptı benim için...
PS: hayallerimi soundtrackleriyle beraber okuyun lütfen=))
Güne başlarken Jamie cullum cover'ı ''Please don't stop the music'' ile başlarım Rihanna'nın çığırması sabahları ağır kaçabiliyor.Okul yolunda uyuyabilmek için hafif bir şeyler açmak için elim ilk Jason Mraz'ın Bella luna'sına gidiyor ki ilerde ne yapıp edip düğün şarkımı Bu parça yapıcam:D O zamana kadar şarkı eskimez ise tabi:))Bir arkadaşımla buluşcağım zaman hele ki o şahıs etkilemem gereken biri ise buluşma yerine varmadan bir iki dakika önce Pussycat dolls'ın ''buttons''ını yada ''I don't need a man'' ini dinliyorum.Sapıklıktan değil tamamen öz güvenimi canlandıran bir parça olmasından.Kendimi oradaki kliplerden fırlamış fıstıklar gibi hissedebiliyorum.
Hayatımı müzikal gibi yaşamanın yanı sıra kafamda uzun süren okul yolculuklarında bir dolu senaryo uydurup ona uygunda bir soundtrack yapıyorum.Dramatik sahneler de oluyor beynimde,süper mutlu aşk dolu sahnelerde, yada çılgın parti kızı koreografileri de.Bu senaryolar yaşadığımda eğer bilincim yerinde değilse bu yazıyı okuyanların yakınlarıma bildirmeleri rica olunur.
Dramatik hikayelerde bir hastane odasında yoğun bakımda şu camekan odanın içindeki yatakta iki seksen yattığım zaman fonda the weepies ''Love doesn't last know'' çalıyor.Zaten şarkı başlangıcında otomatik oksijen pompası sesi geliyor.Tam öyle bir sahnede konulur o şarkı.Ve kız ölür acılar içinde arkasında ailesini arkadaşlarını bırakır.Yavaş yavaş hoparlörden gelen ses ( hakkınızı helal ediyor musunuz değil tabi ki, o konuda şüphelerim var:)) christina aguilera ''walk away''. Nereden çıktı bu striptiz müziği demeyin beni soyup soğana çevirmiş birde sunuma hazır ağzında portakal olan ördeğin daha acı versiyonu gibi pamuk işleminde geçmiş olup beni taş gibi görebilen insanlara sürpriz olarak ancak bu şarkıyı koyabilirim:D Ya bence çok hüzünlü bir şarkıdır o.Bazen bu şarkıyı kumaş siyah pantolon beyaz gömlek kafamda fötr şapka herhangi bir barda söylerken buluyorum.Tabi o sırada şarkının gidişatıyla beraber şapka bir yana gömlek bir yana oluveriyorum kafamda.Hiç umutlanmayın sadece kafamda=) Ama bakarsınız bir gece kafayı fena bulur o halde girdiğiniz sahnede beliriverir im.
Gece eğlencelerinin müzik listesine el atmışken dans pistinde beni kaybetmiş eski bir dostumu gördüğümde neler kaçırdığını fark edebilmesi için piste atıldığımda her zaman muse ''Super massive black hole'' çalıyor. Yada gecenin ilerleyen ve alkolün tavan yaptığı durumlarda justin & ciara ''love sex magic''. Yada birden eski gece kulüplerinin birinde barın tam üstünde cher ''burlesque'' söylerken buluyorum. Hop kızım bu kadar da ilerleme artık deyip usturuplu kendi halinde bir rock yıldızı olup sahnede coşarken hep ama hep paramore ''misery bussines'' söylüyorum. ''Ignorance'' parçasıyla sahne önünde beni izleyen benle olmadığı için pişmanlık duyan kişilere laf sokarcasına bağıra çığıra ''Ignorance is your new best friend'' diyorum. Geçenler gittiğim maroon 5 konserinde hep hayal ettiğim gibi sahne önündeydim. Aylardır yeni albümlerini dinliyorum ve her gözlerimi kapadığımda ''Hands all over me'' şarkısında sahneye çıktığımı ve adamla dans ettiğimi ve şarkıda dediği gibi ellerimin üzerinde olduğunu hayal ettim.Bir ara sahnedeyken bakalım bu gece aranızdan kim şanslı sahneye çıkacak dediğinde aha secretlarım tuttu dedim ama baya has-ecret oldu.
Düğünümde çağırdığım canlı müzik grubuyla önceden ayarlı bir düet yaparken buluyorum her Jason mraz ''lucky'' dinlediğimde. Hatta yetenekli müstakbel eşim birden düetin ortasına kendini atıyor onla düet yapıyoruz.Olmayacak bir şey değil.
Taksimde gezerken bol aksiyonlu Beyoğlunda fonda bir dolu şarkı çalarken benim play list'im de Avenged sevenfold - scream çalıyor.Çünkü o dakika beynimdeki senaryoda bir savaş alanın ortasında kalıyorum yakışıklı Thor'umun beni kurtarmasını bekliyorum yada şu Beyoğlu sapıklarının kafalarının uçtuğunu zevkle izliyorum.Hak ediyorlar yani ne yapabilirim.Uslu durup insan olsunlar azcık.Taksim gecelerine hazırlanırken Flashdance 'in en sevilen parçası ''She's a maniac on the floor'' diye havaya girmem de cabası.
Romantik sahnelerimde var.Mesela meg ryan keanu reeves filmindeki ayrılık sahnesinde civil wars ''poison and wine'' çalıyor benim için. Yada pişman olup geri dönmek isteyen sevgiliye Candan Eçetinden tam anlamıyla ''git'' şarkısını yolluyorum. Kıskançlık yapana da rent müzikalinin en sevimli ikilisinden ''take me or leave me'' parçasını yollamayı bir borç bilirim. Romantik bir buluşmada da leonard cohen'den ''dance me to the end of love'' ( civil wars cover'ı tercih edilir.) Daha öncede bunla ilgili bir yazım olmuştu ama tekrar söylemeden edemeyeceğim kliniğimin sokağında da Frank Sinatra'dan ''Newyork Newyork'' dinlemeden edemiyorum.
Bekarlık sultanlık zamanlarımda da her şeyi dinlediğim gibi özellikle Match box twenty eski solisti Rob Thomas'tan ''I don't wanna lonely'' diye çığırıyorum.Her zamanki yeni yıl şarkımda Gene Rent müzikalinden ''seasons of love'' parçası oluyor.
Daha her adımında her duygusal burhanlarıma her mutlu oluşuma her çılgınlık yapabilceğim ana her stresle boğuştuğum anlara uyuduğumda uyandığımda her daim kafamın içindeki müziklerden biraz olsun haberiniz olsun istedim.Bir gün başı boş gezerken ve arkamdan bağırdığınız zaman bu kız neden dalgın demeyin kim bilir hangi sahnede hangi karaktere bürünmüş hangi şarkıyı söylüyorumdur. Buradan sevgili Çağatay ateşe de yaptığı mükemmel çalışmadan ötürü teşekkürlerimi bir borç bilirim.Ölene kadar üzerimde taşıyacağım belkide müzikle aramdaki bağı kuvvetlendirecek bir iyilik yaptı benim için...
PS: hayallerimi soundtrackleriyle beraber okuyun lütfen=))
20 Nisan 2011 Çarşamba
18 Nisan 2011 Pazartesi
Welcome to burlesque
Öncelikle Blogspot'a geçiş izni veren arkadaşlara buradan teşekkürlerimi sunup, blogspot ailesine ''welcome to my life'' diyerekten seslenmek isterim:)
Özlemişim benim fark edemediklerimi başkalarının yardımıyla fark etmeyi yada bilmediklerimi okumayı bir bakıma amatör olarak dünyaya açılmayı.Blogspot hayatınıza ne kattı diye soran olursa bu cevapları verirdim herhalde.
Neyse nerede kalmıştık?
Bu iki ay içinde bir dolu ilginç enteresan şeyler başıma geldi,bir o kadar da etrafımdaki olayları gözlemledim.Hangi birinden başlayayım ki:)
Bize ne senin başından geçenler der gibisiniz, okumak istemeyenler için sayfanın sağ üst köşesinde kırmızı bir kutu içinde olan çarpı (x) işaretini tıklamaları yeterlidir.Güle güle...
Yakın tarihten başlayacak olursak, şu zorlu final dönemimden bu yana maroon 5 konserine gitmek çok istemiştim. Nitekim sevgili Çağlar ablam sayesinde konsere gitmiş hatta en önden kapak atmış bulunmaktayım. Olağanüstü bir konser olmasa da çok keyifliydi.Sırf ilk albümlerinden söylemeleri sadece biraz mutsuz etti beni halbuki 'hands all over me' tam bir maroon 5 devrimi olmuş onlar için.Adamlar hem sempatik hem de sevimli.Sözüm Adam'dan dışarı fazla havalıydı.Bay ilik olmanın verdiği popo kalkmasıyla ortalarda dolaşıyordu, ama yiğidi öldür hakkını yeme kendileri gayette OMG dedirtircek bir arkadaş.
İsim çok önemli bu devir de. Popüler bir gruptu.Biletleri de gayet sağlam dı ama tek bir isim sayesinde sahne önüne kaykılıvermiştik.İsim yapmak şart. Ne yapıp ne edip bulucam bir yolunu=)
Kronolojik sırayla geriye doğru gidersek süper şeyler oldu mesela bendeniz 13 dersin 12sini vermiş bulunmaktayım. kıçımı sıkıp son kalan 4 dersi de verirsem veteriner hekim olucam:)
Annemin de dediği gibi '' hayat ne kadar güzel demi?'' sorusuna kardeşime '' Lanet bişey'' dedirtiren ösym başkanı ve şifreye ancak kafayı çalıştıran insanoğluna da buradan bol beddualı günler dilerim:) O kadar da kızı ''f'' eğlence merkezine yoladık, ama ıhhh şifreden bize koklatmadılar:) İşte burada da isim devreye giriyor.Eğer testisli bir isme sahip olsaydım ki öyle bir ihtimal hiç yok ya mafyaya bulaşılır yada yönetmenlerin zevkli odalarından geçilip ünlü olunur ki böyle bir tercihim de yok ( Bu cümle çok uzadı daha ne kadar uzatabilirim diye bakıyorum=))) ( aha cümleyi bağlıyamadım iyi mi)...
Böylelikle hamladığımı anlıyor ve ibreti alem olsun diye bu yazıyı gururla yayınlıyorum:)
İnsanın başına hep iyi şeyler de gelmiyor tabi ki:S En yakın arkadaşımlarından biri benim 2 sene önce çektiklerimi, yaşadığım duygu karmaşasını, hissettiğim güvensizliği şu sıralar çekiyor. İnsanlar bazen hiç hak etmediği bir olayı belki de değersiz biri tarafından yaşayabiliyor.Ama birşeyi kaybettikten sonra paha biçilmez olduğu kadar gereksiz de bulabiliyorsun.Uzun bir dönem bekliyor onu belki de kendinin ne kadar değerli olduğunu ve üzülmeye ne kadar değmeyecek bir konuda üzüldüğünü anlamak için.
Ben hep Farklı şekilde bir başlangıç yapmak istedim.İyi bir yılı arkamda bırakırken de kötü bir olayı unutacakken de tuhaf girişler yaptım.Hiç görmediğim bir ülkeye gidip arındım, garip bir deneyim elde edip hayatımı daha kesin adımlarla yönlendirdim, acımı başka yere yönlendirmek için piercing yaptırdım, bağlılığımı göstermek için dövme yaptırdım.Şu sıralar çoğu şeyi kendim için yapar oldum.Evet kendim için birşeyler yapıyorum ama onun için de iyi oluyorum.Ne olursa olsun bir taraf iyi olmak zorunda. Zaman zaman insan psikolojisi cozutsada bir taraf güçlü kalmalı hiç kendini bırakmamalı ki herşey kontollü mükemmel olsun.Bu dengeyi ben ve sevgilim tuturmuşken herhangi bir restart a gerek duymazken sadece kendim için birşeyler yapmayı planlıyorum. Hayatla ilgili tonlarca planım var zaten hangi birini yetiştircem bilmiyorum:D 1000 yaşına kadar yaşayabilirim.
Şu size aylardır bahsettiğim filminde kısa bir normasını yapayım;) 'Burlesque' ! tam anlamıyla xtinamızın kıçını kurtarmayı başarabilmiş bir film olup,vizyona girmemesine rağmen izlenmeye değer bir müzikal.İzlerken ah nerde o eski chicago'lar hair'lar diyor insan ama izleyin;) Bu arada evita ya sakın para verip gitmeyin. Tekrar c grubu oyuncular gelmiş gözlerim madonnayı aramadı değil.
Artık geri döndüğümüze göre sık sık görüşelim şekerim, aaaa özledim valla seni=)
Özlemişim benim fark edemediklerimi başkalarının yardımıyla fark etmeyi yada bilmediklerimi okumayı bir bakıma amatör olarak dünyaya açılmayı.Blogspot hayatınıza ne kattı diye soran olursa bu cevapları verirdim herhalde.Neyse nerede kalmıştık?
Bu iki ay içinde bir dolu ilginç enteresan şeyler başıma geldi,bir o kadar da etrafımdaki olayları gözlemledim.Hangi birinden başlayayım ki:)
Bize ne senin başından geçenler der gibisiniz, okumak istemeyenler için sayfanın sağ üst köşesinde kırmızı bir kutu içinde olan çarpı (x) işaretini tıklamaları yeterlidir.Güle güle...
Yakın tarihten başlayacak olursak, şu zorlu final dönemimden bu yana maroon 5 konserine gitmek çok istemiştim. Nitekim sevgili Çağlar ablam sayesinde konsere gitmiş hatta en önden kapak atmış bulunmaktayım. Olağanüstü bir konser olmasa da çok keyifliydi.Sırf ilk albümlerinden söylemeleri sadece biraz mutsuz etti beni halbuki 'hands all over me' tam bir maroon 5 devrimi olmuş onlar için.Adamlar hem sempatik hem de sevimli.Sözüm Adam'dan dışarı fazla havalıydı.Bay ilik olmanın verdiği popo kalkmasıyla ortalarda dolaşıyordu, ama yiğidi öldür hakkını yeme kendileri gayette OMG dedirtircek bir arkadaş.
İsim çok önemli bu devir de. Popüler bir gruptu.Biletleri de gayet sağlam dı ama tek bir isim sayesinde sahne önüne kaykılıvermiştik.İsim yapmak şart. Ne yapıp ne edip bulucam bir yolunu=)
Kronolojik sırayla geriye doğru gidersek süper şeyler oldu mesela bendeniz 13 dersin 12sini vermiş bulunmaktayım. kıçımı sıkıp son kalan 4 dersi de verirsem veteriner hekim olucam:)
Annemin de dediği gibi '' hayat ne kadar güzel demi?'' sorusuna kardeşime '' Lanet bişey'' dedirtiren ösym başkanı ve şifreye ancak kafayı çalıştıran insanoğluna da buradan bol beddualı günler dilerim:) O kadar da kızı ''f'' eğlence merkezine yoladık, ama ıhhh şifreden bize koklatmadılar:) İşte burada da isim devreye giriyor.Eğer testisli bir isme sahip olsaydım ki öyle bir ihtimal hiç yok ya mafyaya bulaşılır yada yönetmenlerin zevkli odalarından geçilip ünlü olunur ki böyle bir tercihim de yok ( Bu cümle çok uzadı daha ne kadar uzatabilirim diye bakıyorum=))) ( aha cümleyi bağlıyamadım iyi mi)...
Böylelikle hamladığımı anlıyor ve ibreti alem olsun diye bu yazıyı gururla yayınlıyorum:)
İnsanın başına hep iyi şeyler de gelmiyor tabi ki:S En yakın arkadaşımlarından biri benim 2 sene önce çektiklerimi, yaşadığım duygu karmaşasını, hissettiğim güvensizliği şu sıralar çekiyor. İnsanlar bazen hiç hak etmediği bir olayı belki de değersiz biri tarafından yaşayabiliyor.Ama birşeyi kaybettikten sonra paha biçilmez olduğu kadar gereksiz de bulabiliyorsun.Uzun bir dönem bekliyor onu belki de kendinin ne kadar değerli olduğunu ve üzülmeye ne kadar değmeyecek bir konuda üzüldüğünü anlamak için.
Ben hep Farklı şekilde bir başlangıç yapmak istedim.İyi bir yılı arkamda bırakırken de kötü bir olayı unutacakken de tuhaf girişler yaptım.Hiç görmediğim bir ülkeye gidip arındım, garip bir deneyim elde edip hayatımı daha kesin adımlarla yönlendirdim, acımı başka yere yönlendirmek için piercing yaptırdım, bağlılığımı göstermek için dövme yaptırdım.Şu sıralar çoğu şeyi kendim için yapar oldum.Evet kendim için birşeyler yapıyorum ama onun için de iyi oluyorum.Ne olursa olsun bir taraf iyi olmak zorunda. Zaman zaman insan psikolojisi cozutsada bir taraf güçlü kalmalı hiç kendini bırakmamalı ki herşey kontollü mükemmel olsun.Bu dengeyi ben ve sevgilim tuturmuşken herhangi bir restart a gerek duymazken sadece kendim için birşeyler yapmayı planlıyorum. Hayatla ilgili tonlarca planım var zaten hangi birini yetiştircem bilmiyorum:D 1000 yaşına kadar yaşayabilirim.
Şu size aylardır bahsettiğim filminde kısa bir normasını yapayım;) 'Burlesque' ! tam anlamıyla xtinamızın kıçını kurtarmayı başarabilmiş bir film olup,vizyona girmemesine rağmen izlenmeye değer bir müzikal.İzlerken ah nerde o eski chicago'lar hair'lar diyor insan ama izleyin;) Bu arada evita ya sakın para verip gitmeyin. Tekrar c grubu oyuncular gelmiş gözlerim madonnayı aramadı değil.
Artık geri döndüğümüze göre sık sık görüşelim şekerim, aaaa özledim valla seni=)
9 Şubat 2011 Çarşamba
6 Şubat 2011 Pazar
You fuckin perfect for me...
Lanet okul, korkunç yönetmelik,ve i.ü. nün güzel kazığından sonra bütünlemelerin bütüne çalışırken halüsinasyonlar görmeye başladım:) Korkmayın patolojik bozukluk geçirmiş kalpler,dilate olmuş ön mideler, yapışkan sıvılı karın boşluğu içerikleri değil.
Lise 1'in yazı, ilk defa bodrum da Turgut reiste bir devre mülkte kalıyoruz. Kardeşimin minik arkadaşları var ben tek tabanca cool mu cool takılıyorum, havuzu boş buldum mu atlıyorum güneşleniyorum.Kendi tarzım bilmem ne derken tam teenage triplerindeyim.Aklımda ilk okul 5. sınıf aşkım var.Çocuk Bodruma taşınmış beynimde birden karşılaşabileceğimiz hayalleri falan var:)Hemen söyleyeyim o kızımda avucumu yaladım:)
Neyse gene boş bir zaman diliminde gitmişim bütün ıncık cıncıklarımı takıştırmışım 5000tane dergi sözde okuyacam=)karşı masada barın orada teenage aşkım chad micheal murray tipli bir genç, kesişmekmiş, göz göze gelmekmiş ıhhh! utangaç ben ancak arada dergiyi indirip bakıyorum çocuk gülümsüyor falan, bir adım atsam direk atlayacak ,eee dedim kızım büyüdün bırak şu ilk okul aşkını:D üzerinden 5 sene geçmiş ne bu böyle dedim=) salına salına yürüdüm artistik atlayışla havuzdayım, havuzun kenarında saklana saklana bakıyorum falan, kardeşimin bıdık arkadaşları geliyor ''Irmak ablaeaeaee!'' diye ya çekilin sülükler modundayım,birde o zamanlar bir zayıfım bir zayıfım anoreksik gibiyim uzun manken gibi vücut tabi saklayacak bir şey de yok gene salına salına dergimi okuyorum falan filan,eve dönme zamanı gelmiş ben ıstakoz kıvamını almış, o zayıflıkla Afrika yerlilerine dönmeme az kalmış... Mekanın yaşlı çapkın ihtiyarı tam eve giderken tamda çocuğa yandan bakış atmamın üzerine laf atmaz mı eyvahhhhh! Torunuymuş mr. ilik, tam ağzını açtı '' memnun oldum'' dedi işte o dakika kaçmam gerektiğini fark fark ettim, o nasıl bir boru ses.Ergenlik döneminin en büyük hayal kırıklıkları konuşmaya başladığında açığa çıkıyor, ya benim ne güzel hayallerim vardı, o nasıl bir ses tonu yaaaa, konuşamazdım çocukla gülmekten:D:D Çok adiyim farkındayım=) Tatil bitimine kadar ilk aşkımın yollarını gözlemeye devam etmek zorunda kaldım:)
Ya işte o zaman en büyük aşk oyunları bu kadar minik bir hazinli sonla bitiyordu.Nereden aşka geldin diyeceksin, en yakın arkadaşımın hazin öyküsünü duyunca geçirdiğimiz aşk evriminin ilk basamaklarını yazmak eğlenceli olabileceğini düşündüm.
Mutsuz bir sonu atlatmak istiyorsanız sizi mutlu edebilecek çözümlere odaklanın.Gezin tozun her kötü sonun bir daha iyisi vardır.Anlık Mutluluğunuzun sağaltımını; camı aç, onu hatırlatan herşeyi aşağıya at, üzerine bir adet ağız dolu çığlık, sonra giyin süslen, hopppp gece alemine:) dip not: içkini ağzınla iç=)
He bide bu dönemler de en moral verici şarkılar pink şarkılarıdır. Haberiniz ola. Nitekim ben şu aralar final depresyonunu atlatmak için raise your glass ve fuckin perfect dinleyip duruyorum=)
Bir ara izlediğim burlesgue filminin normasınıda yapıcam size:))
Beni özlediniz biliyorum, ama az kaldı...
Lise 1'in yazı, ilk defa bodrum da Turgut reiste bir devre mülkte kalıyoruz. Kardeşimin minik arkadaşları var ben tek tabanca cool mu cool takılıyorum, havuzu boş buldum mu atlıyorum güneşleniyorum.Kendi tarzım bilmem ne derken tam teenage triplerindeyim.Aklımda ilk okul 5. sınıf aşkım var.Çocuk Bodruma taşınmış beynimde birden karşılaşabileceğimiz hayalleri falan var:)Hemen söyleyeyim o kızımda avucumu yaladım:)Neyse gene boş bir zaman diliminde gitmişim bütün ıncık cıncıklarımı takıştırmışım 5000tane dergi sözde okuyacam=)karşı masada barın orada teenage aşkım chad micheal murray tipli bir genç, kesişmekmiş, göz göze gelmekmiş ıhhh! utangaç ben ancak arada dergiyi indirip bakıyorum çocuk gülümsüyor falan, bir adım atsam direk atlayacak ,eee dedim kızım büyüdün bırak şu ilk okul aşkını:D üzerinden 5 sene geçmiş ne bu böyle dedim=) salına salına yürüdüm artistik atlayışla havuzdayım, havuzun kenarında saklana saklana bakıyorum falan, kardeşimin bıdık arkadaşları geliyor ''Irmak ablaeaeaee!'' diye ya çekilin sülükler modundayım,birde o zamanlar bir zayıfım bir zayıfım anoreksik gibiyim uzun manken gibi vücut tabi saklayacak bir şey de yok gene salına salına dergimi okuyorum falan filan,eve dönme zamanı gelmiş ben ıstakoz kıvamını almış, o zayıflıkla Afrika yerlilerine dönmeme az kalmış... Mekanın yaşlı çapkın ihtiyarı tam eve giderken tamda çocuğa yandan bakış atmamın üzerine laf atmaz mı eyvahhhhh! Torunuymuş mr. ilik, tam ağzını açtı '' memnun oldum'' dedi işte o dakika kaçmam gerektiğini fark fark ettim, o nasıl bir boru ses.Ergenlik döneminin en büyük hayal kırıklıkları konuşmaya başladığında açığa çıkıyor, ya benim ne güzel hayallerim vardı, o nasıl bir ses tonu yaaaa, konuşamazdım çocukla gülmekten:D:D Çok adiyim farkındayım=) Tatil bitimine kadar ilk aşkımın yollarını gözlemeye devam etmek zorunda kaldım:)
Ya işte o zaman en büyük aşk oyunları bu kadar minik bir hazinli sonla bitiyordu.Nereden aşka geldin diyeceksin, en yakın arkadaşımın hazin öyküsünü duyunca geçirdiğimiz aşk evriminin ilk basamaklarını yazmak eğlenceli olabileceğini düşündüm.
Mutsuz bir sonu atlatmak istiyorsanız sizi mutlu edebilecek çözümlere odaklanın.Gezin tozun her kötü sonun bir daha iyisi vardır.Anlık Mutluluğunuzun sağaltımını; camı aç, onu hatırlatan herşeyi aşağıya at, üzerine bir adet ağız dolu çığlık, sonra giyin süslen, hopppp gece alemine:) dip not: içkini ağzınla iç=)
He bide bu dönemler de en moral verici şarkılar pink şarkılarıdır. Haberiniz ola. Nitekim ben şu aralar final depresyonunu atlatmak için raise your glass ve fuckin perfect dinleyip duruyorum=)
Bir ara izlediğim burlesgue filminin normasınıda yapıcam size:))
Beni özlediniz biliyorum, ama az kaldı...
14 Ocak 2011 Cuma
But you never do the same...
http://www.youtube.com/watch?v=tkuoRGig4Cs&feature=related
Easy come, easy go
That's just how you live, oh
Take, take, take it all,
But you never give
Should of known you was trouble from the first kiss,
Why were they open?
Gave you all I had
And you tossed it in the trash
You tossed it in the trash, you did
To give me all your love is all I ever asked,
Cause what you don't understand is
I’d catch a grenade for ya (yeah, yeah, yeah)
Throw my hand on a blade for ya (yeah, yeah, yeah)
I’d jump in front of a train for ya (yeah, yeah , yeah)
You know I'd do anything for ya (yeah, yeah, yeah)
Oh, oh
I would go through all this pain,
Take a bullet straight through my brain,
Yes, I would die for ya baby;
But you won't do the same
No, no, no, no
Black, black, black and blue beat me till I'm numb
Tell the devil I said “hey” when you get back to where you're from
Mad woman, bad woman,
That's just what you are, yeah,
You’ll smile in my face then rip the breaks out my car
Gave you all I had
And you tossed it in the trash
Bruno Mars Grenade lyrics found on http://www.directlyrics.com/bruno-mars-grenade-lyrics.html
You tossed it in the trash, yes you did
To give me all your love is all I ever asked
Cause what you don't understand is
I’d catch a grenade for ya (yeah, yeah, yeah)
Throw my hand on a blade for ya (yeah, yeah, yeah)
I’d jump in front of a train for ya (yeah, yeah , yeah)
You know I'd do anything for ya (yeah, yeah, yeah)
Oh, oh
I would go through all this pain,
Take a bullet straight through my brain,
Yes, I would die for ya baby;
But you won't do the same
If my body was on fire, ooh
You’ d watch me burn down in flames
You said you loved me you're a liar
Cause you never, ever, ever did baby...
But darling I’ll still catch a grenade for ya
Throw my hand on a blade for ya (yeah, yeah, yeah)
I’d jump in front of a train for ya (yeah, yeah , yeah)
You know I'd do anything for ya (yeah, yeah, yeah)
Oh, oh
I would go through all this pain,
Take a bullet straight through my brain,
Yes, I would die for ya baby;
But you won't do the same.
No, you won’t do the same,
You wouldn’t do the same,
Ooh, you’ll never do the same,
No, no, no, no
Easy come, easy go
That's just how you live, oh
Take, take, take it all,
But you never give
Should of known you was trouble from the first kiss,
Why were they open?
Gave you all I had
And you tossed it in the trash
You tossed it in the trash, you did
To give me all your love is all I ever asked,
Cause what you don't understand is
I’d catch a grenade for ya (yeah, yeah, yeah)
Throw my hand on a blade for ya (yeah, yeah, yeah)
I’d jump in front of a train for ya (yeah, yeah , yeah)
You know I'd do anything for ya (yeah, yeah, yeah)
Oh, oh
I would go through all this pain,
Take a bullet straight through my brain,
Yes, I would die for ya baby;
But you won't do the same
No, no, no, no
Black, black, black and blue beat me till I'm numb
Tell the devil I said “hey” when you get back to where you're from
Mad woman, bad woman,
That's just what you are, yeah,
You’ll smile in my face then rip the breaks out my car
Gave you all I had
And you tossed it in the trash
Bruno Mars Grenade lyrics found on http://www.directlyrics.com/bruno-mars-grenade-lyrics.html
You tossed it in the trash, yes you did
To give me all your love is all I ever asked
Cause what you don't understand is
I’d catch a grenade for ya (yeah, yeah, yeah)
Throw my hand on a blade for ya (yeah, yeah, yeah)
I’d jump in front of a train for ya (yeah, yeah , yeah)
You know I'd do anything for ya (yeah, yeah, yeah)
Oh, oh
I would go through all this pain,
Take a bullet straight through my brain,
Yes, I would die for ya baby;
But you won't do the same
If my body was on fire, ooh
You’ d watch me burn down in flames
You said you loved me you're a liar
Cause you never, ever, ever did baby...
But darling I’ll still catch a grenade for ya
Throw my hand on a blade for ya (yeah, yeah, yeah)
I’d jump in front of a train for ya (yeah, yeah , yeah)
You know I'd do anything for ya (yeah, yeah, yeah)
Oh, oh
I would go through all this pain,
Take a bullet straight through my brain,
Yes, I would die for ya baby;
But you won't do the same.
No, you won’t do the same,
You wouldn’t do the same,
Ooh, you’ll never do the same,
No, no, no, no
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





