Daha önceki yazdigim bi yazida susmaktan bahsetmistim. Evet susmak hersey icin cok daha iyi guvenilir ama bir turlu beceremiyorum. Soylemek istediklerimi direk oldugu gibi anlativeriyorum. Anlattiktan sonrada hersey dususe geciyor. Eskiden sevgilime soylemek istediklerimi yada bi arkadasima verdigim degeri ifade ettigimde sanki bana verdikleri deger onem azaliyormus gibi geliyor. Ben susarken sevgilim kendini sevdirmek icin, arkadaslarim beni kirmamak icin daha fazla ozen gosterirken simdilerde bi okadar dikkatsiz olabiliyorlar. İnsanlari kirmamak yargilamamak icin sustugum zamanlari konussam belki onlarda bana hakettigim gibi yanascaktir. Yani birini mahvetmek istememe ragmen kendimi bu kadar tutmam niye. Evet kotu birsey yapmamak icin kendimi bu kadar sikcagim yerde herkes hakettigini yasar ve hayatimdan defolup gider. Burada laf meclisin hiic mi hic disina gitmiyor tam icine dusuyor. İste tamda hikayenin kismi burda basliyor. Kiz sevgilisiyle gecirdigi keyifli bir aksamdan sonra acimasizca kastre edildikten sonra olduruluyor. Katilin ise yapmaya calistigi tek sey kendini ve diger kizlari bu hastalikli tehlikeden uzak tutabilmek. Peki bu kiz neler mi yapti? Aman allahim bilmek istemezsiniz. Filmlerdeki tum kotu kadin rollerine o sahip. Oyle pretty womandaki julia roberts gibi bir kotu kadin degil, nietzsche mahveden lou salome kadar kotu bi karakter. Katil bunu yillardir biliyordur hatta eski sevgililerinden marifetlerini duyuyordur, fakat bir turlu konduramiyordur. Su dakka itibariyle susmak cok daha uygun olcaktir eminim.
İnsanlar konusunca esrarini kaybediyor iste bu hikayedeki gibi. Sevdiginide nefret ettiginide her defasinda soylediginde kelimeler anlamsizlasiyor, sonuk kaliyor. Ama insan ne kadar icinde yasarsa o kadar alevleniyor. Korukledigim her duygunun sevgi ve onunla es degerli olanlarini kendimde tutmaya ozen gostermeliyim. Anlatilan bir kizilderili efsanesine gore insanlarin icin surekli kavga eden iki kurt yasarmis. Bunlardan biri ofke,kibir,ego, kiskanclik; digeride sevgi,mutluluk, umutmus. Bu kavgayi kazanan kurtta hangisini beslediginmis. Bu hikayede burda bitmis.
Bu haftalikda masalci teyzeden duycaklariniz bunlar.
27 Ocak 2012 Cuma
2 Ocak 2012 Pazartesi
I was here, I lived, I loved...
Aslında bu yazı ocak 1 yazısı olacaktı ama yılbaşı gecesinden bir o kadar hang over bir o kadar iş sonrası yorgunluk nedeniyle yazamadım.
31 aralık günü internette dolaşan şu kelime bulmacalarına benzeyen resimle başladı.Gördüğün ilk 3 kelime 2012 de sana gelsin diyordu.Benim kelimelerim sırasıyla mucize, yenilik , dostluk çıktı.İçinde arabaydı, yattı, kattı bir dolu kelime daha vardı ama şekil a daki gibi bana ne milli piyangodan para çıktı ne de ehliyet kursuna yazıldım.Şaka maka hala ehliyetim yok ve yüzsüzce iş başvurularına ehliyet kısmı na yok yazıcam.Ondan önce bitirmem gereken okulu yapmam gerekenler listeme katmıyorum bile.Gün bu üç kelimeyle başladı ve yeni yıla girmeye saatler kala ilk mucizesini gerçekleştirdi.
Aslında benim açımdan mucize sayılmazdı ama hayatım da şahit olduğum mucizelerden biriydi.
İşten eve dönüş yolunda sahildeki tren istasyonun altından müzik sesleri geliyordu.Baya gürültülü bir koro ama baya keyifli de, Kalabalık bir grup müzik yapıyordu ve aralarında da benim canım arkadaşım ferit vardı. İşte mucize kısmı burada devreye giriyor. Biz ilkokuldayken okulumuz pilot okuldu, hani şu öğle tatili olup da eve gidip yemek neyin yiyebildiğimiz cinsten. Bizim de ilk okul sahildeki eğlence dünyasına baya yakın olup öğle tatillerinde çıkıp orada haylazlık yapıp çocuk menüsü olan yerlerde yemek neyin yerdik.İşte öyle bir gün bizim bu ferit le erdem yemek yemeğe gitmişler sahildeki yerlere.Tren istasyonun alt geçidinden geçerlerken tinerciler bunları çevirip geçmek istiyorlarsa para vermeleri gerektiğini söyleyip bizimkileri korkutmuşlar. E bizimkilerde bi çare tren yolunun üstünden geçmeye kalkışmışlar.
Ferit geçerken istasyona yaklaşırken yavaşlayan treni görmemiş ve tren buna çarpmıştı.Bu olay babasının ölüm yıl dönümünde olması da garip başka bir raslantı.Tabi hastaneye kaldırıldı ameliyatlar,yoğun bakımlar, uzayan uykular, devamlı değişen yaşama ihtimalleri böyle bir dönem geçti ve sonunda Ferit iyileşip aramıza süper yetenek ressam ve müzisyen biri olarak döndü.İşte başından böyle travmatik bir olay geçmesine rağmen inadına o alt geçitte saatlerce durup müzik yapabiliyor.Bence bu 2000 yılının bir mucizesiydi ve 2011 yılının sonunda da bu güzel kareyle gönlüme serpişti.
Böyle sokaklarda olan, müzik yapan, resim çizen, dans edenler arasına bakın belki tanıdık birilerini görebilirsiniz.Ben gördüm ve çok mutlu oldum.2012 de de böyle peri tozlarıyla boğulmak istiyorum,Böyle güzel anlar yaşamak, hep gülen yüzler görmek istiyorum.Bütün kötülerin ve kötülüklerin benden ve benim sevdiklerimden uzak durduğu güzel başka bir yıl daha olmasını istiyorum.Bol bol eğlenin , gününüzü gün edin, çünkü yaşadığınız günden başka gün yok;))
NOT: Sen uyuyordun ben bunları yazarken, ama ben sana gene uyurken masal anlattım, rüyanda görmüş olman lazım=)) sende, bende...Her yeni yılda, her geçen sene de...
31 aralık günü internette dolaşan şu kelime bulmacalarına benzeyen resimle başladı.Gördüğün ilk 3 kelime 2012 de sana gelsin diyordu.Benim kelimelerim sırasıyla mucize, yenilik , dostluk çıktı.İçinde arabaydı, yattı, kattı bir dolu kelime daha vardı ama şekil a daki gibi bana ne milli piyangodan para çıktı ne de ehliyet kursuna yazıldım.Şaka maka hala ehliyetim yok ve yüzsüzce iş başvurularına ehliyet kısmı na yok yazıcam.Ondan önce bitirmem gereken okulu yapmam gerekenler listeme katmıyorum bile.Gün bu üç kelimeyle başladı ve yeni yıla girmeye saatler kala ilk mucizesini gerçekleştirdi.
Aslında benim açımdan mucize sayılmazdı ama hayatım da şahit olduğum mucizelerden biriydi.
İşten eve dönüş yolunda sahildeki tren istasyonun altından müzik sesleri geliyordu.Baya gürültülü bir koro ama baya keyifli de, Kalabalık bir grup müzik yapıyordu ve aralarında da benim canım arkadaşım ferit vardı. İşte mucize kısmı burada devreye giriyor. Biz ilkokuldayken okulumuz pilot okuldu, hani şu öğle tatili olup da eve gidip yemek neyin yiyebildiğimiz cinsten. Bizim de ilk okul sahildeki eğlence dünyasına baya yakın olup öğle tatillerinde çıkıp orada haylazlık yapıp çocuk menüsü olan yerlerde yemek neyin yerdik.İşte öyle bir gün bizim bu ferit le erdem yemek yemeğe gitmişler sahildeki yerlere.Tren istasyonun alt geçidinden geçerlerken tinerciler bunları çevirip geçmek istiyorlarsa para vermeleri gerektiğini söyleyip bizimkileri korkutmuşlar. E bizimkilerde bi çare tren yolunun üstünden geçmeye kalkışmışlar.
Ferit geçerken istasyona yaklaşırken yavaşlayan treni görmemiş ve tren buna çarpmıştı.Bu olay babasının ölüm yıl dönümünde olması da garip başka bir raslantı.Tabi hastaneye kaldırıldı ameliyatlar,yoğun bakımlar, uzayan uykular, devamlı değişen yaşama ihtimalleri böyle bir dönem geçti ve sonunda Ferit iyileşip aramıza süper yetenek ressam ve müzisyen biri olarak döndü.İşte başından böyle travmatik bir olay geçmesine rağmen inadına o alt geçitte saatlerce durup müzik yapabiliyor.Bence bu 2000 yılının bir mucizesiydi ve 2011 yılının sonunda da bu güzel kareyle gönlüme serpişti.Böyle sokaklarda olan, müzik yapan, resim çizen, dans edenler arasına bakın belki tanıdık birilerini görebilirsiniz.Ben gördüm ve çok mutlu oldum.2012 de de böyle peri tozlarıyla boğulmak istiyorum,Böyle güzel anlar yaşamak, hep gülen yüzler görmek istiyorum.Bütün kötülerin ve kötülüklerin benden ve benim sevdiklerimden uzak durduğu güzel başka bir yıl daha olmasını istiyorum.Bol bol eğlenin , gününüzü gün edin, çünkü yaşadığınız günden başka gün yok;))
NOT: Sen uyuyordun ben bunları yazarken, ama ben sana gene uyurken masal anlattım, rüyanda görmüş olman lazım=)) sende, bende...Her yeni yılda, her geçen sene de...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

