31 Ocak 2010 Pazar

Clouding up my mind


Bugün güzel güzel ıslandım,yorgunluğumdan arındım.Herkezin yaptığı gibi damlalardan kaçmayıp yüzüme çarpmasına beni sırılsıklam sarmasına izin verdim.Uzun bir süredir böyle sarmalanmamıştım sanırım.
Kafamda düşüncelerden kukuletalı bir şapka.Balon değil.Öyle kıvrım kıvrım değil benim düşüncelerim.Geniş bir spektruma sahip olarak başlayıp keskin bir sonla bitiyor.Tıpkı yazdığım ve her seferinde defterin sonundaki gerçek,aslolan söylenen bir sivriliğe sahip bilinç akımlarım gibi.
Neler düşündüğümü bende tam kestiremiyorum.Şimdi napsam bir sonraki adım ne olsa? Oho sende çok düşünüyosun bırak bunları diyor olabilirsiniz ama ben böyle rahatlıyorum.Düşünerek.Evet kafamda çok kurguluyorum her seferinde kendi uydurduğum senaryolardan bile korkuyorum,üzülüyorum,hatta bazen abartıp ağlıyorum.Melodramı severim demiştim.Sonunu bildiğim kitaplarda,filmlerde tekrar tekrar diken diken olmak bile beni mutlu ediyor.En azından duygularımın yaşadığını ve hafızamın henüz ölmediğini hissediyorum.En sevdiğim şeylerdir,en kötüsünü düşünmek.Başarısız olmak,hastalanmak,sevdiğim birinin ölmesi,kedimin kaybolması,sevdiğim adamı başka kızla görmek.
Yollayamadığım mesajlara,söyleyemediğim sözlere,gidemediğim yerlere üzülmek daha fenası sanırım.Bilinç akımının mantığını bana ince ince işleyen saygı duyduğum bir abimin de dediği gibi artık sadece ben varım o çölde bir tek ben olcam,ben eğlenicem,kafamı boşaltıcam.4 duvar arasına sıkışmış ruhumu çıkarıcam,salıcam uçsuz bucaksız çöllere.
Tıpkı dün sahneye çıkıpda bir kaç insanın önünde hiç benden olmayan bir karakteri canlandırmak gibi bu.Başka birşey olmak,kabuğumdan çıkıp biraz daha umutla bakmak.
Hani çok önceden demiştim ya böyle bir kutu olsa içine girsem saklansam kimse yaşadığımı bilmese en azından bu acı bitene kadar orda kalsam diyordum.Sanırım bu acıyı hala canında hissedebilmek daha büyük bir şans.Günleri yakıp küllerinin uçup gitmesini bekledim yana yana.Ulaşamıcağını bile bile mumlar yaktım,mesajlar yazdım.
Domatesin yeşilden kırmızıya dönmesi gibi kızardım yaptıklarımdan ötürü.Olgunlaştım.Saçmaladım.
Saçmalamaya devam edicem canım yancak ama ben hep mutlu olcam.Bildiğim sonları yaşayıp her sonda tüylerim diken diken olcak ve ben bunu asla engel olmıcam.

29 Ocak 2010 Cuma

Russian roulette is not the same without a gun

Hani uçlar arasında bir çizgi vardır ve bu uçlar birbirinden uzakda olsa seçimleri siz belirlersiniz.Tıpkı ölümle yaşamak arasındaki çizgi gibi.Yok yok gene başlamıyorum.Öyle bunalımlı gothic bir insan değilim.Tam tersi artık birşeylere umutla bakmak istiyorum.
Bile bile ne kadar tehlikeli olcağını bilsenizde gene de o heyecanı yaşamak için tercihinizi ölüme yakın kısımdan kullanırsınız ya öyle birşeydi bugün kü.En azından yaşıyacaklarımın değerini böyle anladım.Bir şeylerden feda ederek.Çok güzel bir haftanın beni beklemesine rağmen bunu yaptım.Kedimi,köpeğimi,iş yerimi,annemi özlememe rağmen onlardan kaçmayı isteyerek bunu yaptım.Azraile meydan okudum.Evet hala yaşıyorum.Yaşayabilmek için dua ettim.Ölüm zaten en kolay kaçış.Tek yol, dönüşü olmayan bir yol.
Bugün dumanıyla mesaj vermek için yaktığım mumun bir anlamı kalmamıştı.Dilenen tüm dilekler sona ermişti.Evet kaçışı tercih ettim.Sonu seçmekten değil,yeni başlangıçlar yapmak için.Ruhumun hala o kocaman vitray camlar arasında olduğunu hissediyorum şuan.Ama özgür,güzel,mutlu.
Eğlendim.Gerçekten çok eğlendim.İstediğim herşeyi haykırdım.Seçimi yaptım.Seçimim de yanımda olanlarlada uzun uzun konuştuk bir yandan ölmemeyi dileyerek.Yeni bir çocuk doğmuştu o dakka.
Yok yok uzun bir süre buralardayım.O çocuk daha büyücek,yürümeyi,hayatı öğrenicek.Hayattan birşeyler kapmayı öğrenicek.
Daha görecek çok şey,yapılcak çok iş var.Ama zaman zaman elinizdekinin hayatınız bile olsa kaybetmeyi göze almanız,azcık ucundan tatmak bile ne kadar tatlı ve değerli olduğunu anlatıyor.Daha çok gülücem çok eğlencem çok sevicem...

27 Ocak 2010 Çarşamba

Ripped his heart out right before his eyes,eyes over easy,eat it! Eat it!

Minicik bir oda,ortada boş bir masa etrafını saran güzel mi güzel kadınlar.Birşeyler tartıştıkları belli, aslında burdan öyle gözüküyor.Birkaç kadın birleşince ne tartışabilirlerki.Ya örgü modelleri hakkında muhabet ederler yada klasik dedikodu modunu geçerler.Sizce...
Ne kadar zararlı olabilirler.En fazla sevilmeyen tiplere laf arasında atışmalar yapılır.İçten içe kırgınlıklar olur.
Bu kadar zararlı olabilceklerini düşünmemiştim.Korku filmleri havasında devam etmeye başladı bu kare.Nereye doğru gider bu bilinmez.
Ortada voodoo bebeği...Bilinmez kime adanmış hangi zavallı erkeğin ruhu içine girmiş ve hangi garibi iğneliyorlar.Ameliyat yapıyor gibi okadar titizlikle masaya yatırmışlarki, pür dikkat yapılan önemli bir operasyon bu.Çok dikkat isteyen bir iş.Küçücük bir hata hayatlarına mal olabilir.Yada hayatlarının bir parçasını kendi elleriyle yakıp yıkıyor olabilirler.
İşte bu tabloyu gördükten sonra biz kadınların ne kadar dikkat edilmesi gerektiğine inandım.Bu ayine ilk defa katılmıştım,ilk defa bu kadar olgunlaşıp içlerine girmiştim.Aslında beni ilk defa kabul etmişlerse de hala aşmam gereken sınavlar var.Daha ne sırlar var.Ucundan azıcıkda olsa gösterip gerisini hayal gücüme bıraktılar.
Ayinde ortamın doğallığını bozmamak içinde bir köşede çalışan televizyonada göz ucuyla değmeyi unutmuş değiller.Sevdikleri ve vazgeçemedikleri bir dizinin bir parçası gene kalplerine dokunmuş,canlarını acıtmış,gözleri dolmuş.

E be saftorozlar sizin neyinize bu ayinler,öc almalar.Sizin ruhunuz bunları kabul etmiyorki,siz kalkmış küçücük bir bebeğe kaldırabilceğinden fazla büyük bir karakter yüklemişiniz.Bezden günahsız suçsuz basit bir bebeğe kendinizin bile taşıyamadığı aşkınızı koymuşunuz.Bir de almış aşkınıza iğneler batırmış sanki bir tek onun canı yanıyor gibi yapıp mutluluk oyunları oynamışınız.Hala bayağı bir türk dizisi sahnesinde bile gözünüz dolmuşken sizin neyinize şeytanlıklar.Heleki daha benim gibi bir çömeze cadılık eğitimi vermek neyinize.

25 Ocak 2010 Pazartesi

I will drink as much lemonchello as i can

Kaybolsam ardından.Gün dursa.Sen doğsan.Tıpkı Cronos'un aşk yapma yeteneğinin elinde alınıp denize savrulmasınadan sonra kanayan kalbindeki damlalardan en değerli inci gibi doğan Afrodit gibi.Ama bazı hikayelerin sonu mutsuz bitermiş.
Bu benim hikayem.Tanrının yazdığı romanın baş kahramanı olabilirim ama,hayal gücümün senaristi benim.Tıpkı kafamın içinde yetiştirdiğim,büyütüğüm Dryad'ların ortalığa saçılmasından sonra çıkan yeşil peri tozlarından dökülen pırıltıların etrafı aydınlatıp ısıtması gibi benim hikayem.
Oysa umut ne kadar azdı...Ama gökkuşağının altında beni bekleyen umutlar var.
Bu hikayede bana yer yok mu? Adımı bile koymuşlar benden habersiz.Ne yani sadece senaryoyu okuyup gerekenlerimi yapıcam.
Geri ver herşeyimi,çok üzdüler beni hayat sayende.Hayat ben seni üzmedim.
Bu yolculuk nereye doğru gidiyor bilmiyorum.Müsait bir yerde durayım artık.Madem bu kadar karışık kalabalık yollardan geçmişken eve gidip sıcak yatağıma girip sevdiğim kitaplardan birini alıp kahvemi içme zamanım gelmiştir demekki.

21 Ocak 2010 Perşembe

The cosmic fish they love to kiss

Şarkıdaki Bella luna,masaldaki Rapunzel,dizideki peyton,çılgın kız mimi, muzikaldeki maureen,sıfat tamlamasındaki kavgasız kuş,şiirdeki tanrının gelmesine neden olan kadın,efsanedeki gabriel,ertelenilen bir aşk,becerikli aşık hürmüz...
Hepsinin ruhumda bir yerlerde olduğunu hissediyorum.Bazen hayat buluyorlar akıp giden zamanımda.Bazende öyle içimde kalıp patlıyor.

Do we know? when we fly? when we go? do we die?



Genç kendini özgür ve çılgın bir şekilde hisseder kötü geçmiş bir sınav sonrası yapmadığı birşeyleri yaptığında.Daha önce hep hocalar sorular sormuştur,artık sıra onda olduğunu düşünür ve gider hocasıyla konuşur.O korktuğu koca kapı açılır içeri girilir ve isyan niteliğini tanıyan konuşma yapılır.Her sınav kağıdında ismi mi soruyorsunuz peki ya siz kimsiniz? Bizi zorlayarak egolarınızı mı tatmin ediyorsunuz yoksa benden nefret mi ediyorsunuz? Peki ben size ne yaptım söylermisiniz?
Evet bu dialogdan sonra nasılsa garip bir huzur kaplamıştır içini,Göğüs kafesindeki çırpınan kuşun ordan kaçtığını anlayarak.Yürüdüğü yolda aşılmayacak duvarlar olsa da onları aşabilceğini hisederek hızlı hızlı güzel ışıklı beyoğlunda yürür.Aralardan kaçarken hızlı,önüne kalabalık çıkınca yavaşlamak kaydıyla...

19 Ocak 2010 Salı

Cause ,i got it where i want it now



Bilinç akımı demişti saygı duyduğum abim.Kafanı boşaltmak,söylenenleri söylememek, kağıt kalemle düşünmek...Bloglar sayılmıyor,çünkü bilinç akımı adı gibi bir akım değil.Ruhundaki akışlar,hani beni savurup kıyılara vurucak Irmak'ın oluşturduğu akım.Benimde bir bilinç akımım vardı ama baktıkça üzüldüğüm için pandora'ya verdim ki benden uzak tutsun diye.
Sahibine tekrar döner mi  yada aslında gitmesi gereken kişiye ulaşır mı kocaman fırtınayla? Yada ele geçtiği zaman zeusun göz karartan şimşeklerini çakar mı bilmem.

17 Ocak 2010 Pazar

Guess what?

status ! repeat

She's a dwelling place for demons



Açık...Herşey artık çok açık.Gerçekler,istekler,düşünceler,hayat.Kafanı ne karıştırabilirki.Giden gitti kalan sağlar bize kaldı.Geceleri ağır basıyor bazen ne yapmam gerektiğini, nasıl olması gerektiğini düşünürken buluyorum.Düşüncelerim resimleniyor,düşlerimde buluyorum kafamdakileri.Tıpkı kelimelerin buraya akması gibi düşlerime akıyorlar.Çırıl çıplak uyumak,zil zurna sarhoş olmak,sorgulamadan düşünmeden yeni insanlarla beraber olmak,sorumluluklarımı düşünmeden tek bir gün geçirmek istiyorum.Geçenlerde bir tanıdığımın etrafın yanlış olduğunu düşündüğü hayatını kıskanırken buldum kendimi.Ciddi anlamda ben böyle bir hayat istiyorum dedim.Düşününce çok yanlış.Aldatmalar,kandırmalar,yüz üstü bırakmalar, gönülden geldiği gibi harcamalar, teşhirci kıyafetlerle ortalarda dolaşmak...Ne kadar kötü olabilirki.Bir dönem denemek lazım bunları...Hayata bir kere gelmiyormuyuz zaten,nolmuş yani üzülen olduysa yada sevmeden sevişmek gerekiyorsa.
Hayat çok ilginç ve eğlenceli bence...Şuanki tek amacım okulumu bitirmek ama daha sonra inanılmaz bir macera beni bekliyor olacak.Bakalım benim içimdeki şu durmak bilmeyen taşkınlıkla akan Irmak beni nerelere savuracak.Coming soon:)

15 Ocak 2010 Cuma

Tam anlamıyla young and hopeless, ama hayatta başımıza daha kötü şeylerde gelebilir.Dokunulmaması konuşulmaması,hatta düşünülmemesi bir günde...

12 Ocak 2010 Salı

Eros'un okları uykunda seni rahat bırakmasın=))

10 Ocak 2010 Pazar

kibarca sinirlenip,sakince küfrediyorum...

8 Ocak 2010 Cuma

restraints are useless here,tasting salvation's near



Bir kaç gündür gene yazmak istiyorum ama yazacakalrımdan kaçıyorum.Çünkü ben bukadar karamsar,bukadar üzgün,dipte biri değilim.Hala finallerim bir yandan devam ediyor ve açıklanan sınavlarda da telafiye kalmışım.Gelde üzülme gelde kaygılanma:S
Ya resmen içimi dökmek için yazıyorum şu blogları.Kötü hissetiğimde aklıma geliyor yazmak.Çünkü yazarak rahatlıyorum.
İşte böyle bir günde otobüs yolculuğu yapmak ne kadar yaratıcı olabilir sence.Heleki mavi ama bulanık bir çift göz görmenin bende nasıl bir hayal gücü canlandırabilirki.Acaba bu adam neler yaşamışta gözlerinin feri gitmiş.Acaba umutlarını yitirmesi,hayallerinin kırılması,duygularının yıpranması mı bulanıklaştırmış yada gördüğü gerçeklerden kaçmak için mi etrafa bulanık bakıyor.Amma çok düşünüyorum,kendimi geçtim artık etrafı düşünmeye başladım.Kendime garip bir dünya kurmaya başladım.Yolda yürüken Tım burton filmlerindeki kareler gözümün önünden geçiyor,dinlediğim müzikten etkilenip bir klibin içindeymişim gibi hayal ediyorum kimi zaman.Okuduğum kitaptan etkilenince de ne otobüs ne tren hiç birşey farketmiyor şaşırdığımı,üzüldüğümü oracıkda pat diye döküveriyorum sanki kitap sayfaları arasında yaşıyormuşum gibi.Sanırım bu dünyam gittikçe büyüyor ve absürt bir hal alıyor.Tıpkı Alice'in harika sandığı yeraltı gibi.Büyüdükçede iç işleri karışıyor,İnsanlar sınırlarını zorluyor,sornada birden bakıyorumki patlamış içinden dışarı akıtıveriyor bütün sorunlu sıvılaşmış harfleri,kelimeleri,cümleleri...Tamda şuan bulunduğum odamda,karşımdaki teknolojinin yaratığına...

5 Ocak 2010 Salı

What are you asking for?

Nasıl olduğumu mu merak ettin?İyide bundan sana ne???
(Meloma gelsin bu şarkı'da=))

''UNUTAMA BENİ''

Xena


Sanırım istediğim mesleği yapamasaydım ya iyi bir dansçı,ya iyi bir aşçı yada psikopat bir kiralık katil olurdum:) Hayda buda nerden çıktı diye sorarsanız en büyük tutkumdur dans müzik,olmazsa olmazlarımdan.O kıvrak hareketleri,esnek duruşları,tutkulu yürüyüşleri yapamazsam yaşayamam.Kendini kaybediyor insan her müzik dinleyişte,eee ozaman en uygun napılır,Dans edilirr!!!

Mutfakla aslında aramda yoktur hani,beceriklide değilim,ama tatlı yemeyi inanılmaz çok seviyorum.Bazen intahar etmek istediğimde seçeçeğim yolun tatlı komasına girerek olması gerektiğini düşünüyorum.Ciddiyim, tatlıları her daim severim.Çikolataları,şekerleri,Minik tatlı meyveleri;pastaları,annemin atom'unu hepsini çok seviyorum.Ucunda hastalık olmazsa bıkmadan doymadan hayatımın sonuna kadar tüketebilirim bana mutluluk veren bu şeyi.Uyuşturucu gibi birşey.Bazen çok fazla yediğim zaman mutluluktan zevkin doruklarına çıktığımı hissediyorum.Eyvah gene azdı diceksiniz :D Evet azdım,çikolata böyle bir şey benim için.İyi bir öpüşme,ateşli bir sevişme gibi  :PHatta bazen daha da iyi.
Kiralık katil nerden çıktı şimdi yaaaaa? Oda şurdan beni üzenleri kıranları unutamadığım için belki ortadan kaldırdığım zaman hafızamdan silerim diye düşünüyorum.Bunun yanında bir de gereksiz o kadar çok insan var ki hani yaşamayı hak etmeyen ,yaşamayı bilmeyen,yaşayamayan... Onlar için iyi bir şey yapmış olurum aslında.En azından çabuk ve kısa yoldan huzara kavuşurlar.Bu onlar için bir ceza değil bir hediye gibi bile gelir.Mitolojik Zeyna karakterini her zaman sevmişimdir.Çok güçlü bir karakter.Hiç bir şey için üzülmeyen,acımasızca cezalandırabilen,bu bizim zamanımızda hiç mümkün olmayan bir kadının kendi ayakları üzerinde erkekten bağımsız durabildiği bir karakter.Hep istemişimdir onun gibi duygularımın güçlü, yaşadığı kötü şeyleri unutmak için hafızamın zayıf, cezalandırıken acımasız olmayı.
Kim bilir içimde bir yerlerdeki Zeyna hiç beklemediğim bir anda çıkar;)

2 Ocak 2010 Cumartesi

The Station of Broken Hearts

Mademki benli hayat sana kafes kadar dar

Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar
Hadi git benden sana dileğince izin
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin


Git iş işten geçmeden git
çok geç olmadan vakit
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git


Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın
Oysa ki hep yedekte hep elde var saymıştın
Hadi git ne bir adres ne bir hatıra bırak
Zannetme ki pişmanlık mutluluk kadar ırak


Ne vedaya gerek var ne de mektuba hacet
Git de Allah aşkına bir selama muhtac et
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan


Git iş işten geçmeden git
çok geç olmadan vakit
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git
Günahıma girmeden
Katilim olmadan git


Kopsun nerden inceyse artık bu bağ bu düğüm
Her gece daha berbat daha vahim gördüğüm
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum
Sırf sana üzülüyor sırf sana acıyorum


                   Ellerine sağlık....

1 Ocak 2010 Cuma

The Microphone Squeaks


Sıcak bir kahve için kaynatılan suyun sesinin bu kadar huzurlu ve umutlu olduğunu düşünmemiştim.Derse oturmadan geceden kalma halimi düzeltmek için yapılabilcek en iyi şey olduğunu düşünmüştüm ama kanımda hala dolaşıp duran votkanın kahkaha attığını duydum birden.Sesler,kokular,düşler bunlar sanırım bizi yaşatan.Ölüm soğukluğu bedenimize girene kadar bunlardan asla birini yitirmeye niyetim yok.Yıllar önce piyano hocamın müzik kulağımın ne kadar kuvvetli olduğunu söylemesini hatırlıyorumda sanırım haklı.Seslere karşı aşırı duyarlıyım.Bu yeteneğimden memnunum...
Bir kere dinlediğim bir dizi ses yığınını tekrar dinlediğim zaman ne yaptığımı,ne zaman dinlediğimi,ne düşündüğümü,hangi kitabın hangi kısmını okurken dinlediğimi düşünmek hatıtlamakda ayrı bir huyum.Mutlaka hatırlamam gerek ne zaman dinlediğimi ne düşündüğümü nasıl bir anısı olduğunu.
Çocuk sesleri korkunçtur.Dayanamam ağlamalarına,vızırdamalarına.Vızıldama derken sinek vızıldamasından da nefret ettiğimi söylememe gerek yok.Ama boşa dönen plak vızıldamasını duymakda bir okadar dramatik melankolik hissetirir.Artic monkeys,fake tales of San Francisco'da hep yorgunum bir gecenin sabahında kulağımın dibinde çalıp beni uyandıran ve her seferinde huzurumun kaçırdığı için o sıcacık yatağımdan sevdiceğimin kollarından beni ayırdığı için küfretmiş olduğumu hatırlarım...Evet kötü şeylerde hatırlatığı oluyor.
Şimdi siz diceksiniz ki, yeni yılın ilk günü bu nasıl bir melankoli.Size söz sınavları geçtiğim an daha mutlu daha umutlu yazılar yazıcam.Hepsi sabah ki kahvenin suçu,bide bize böyle stressler yaşatan okulumun...