30 Kasım 2009 Pazartesi

you'll be the prince and i'll be the princess...


Kurbağam oldu,çok mutluyum çünkü artık herşey benim istediğim gibi olucak:)

Onu istediğim zaman öpüp,prensime çeviricem.Çok bencilce ama benim kararımla başlıcak bir aşk bu...Ne zaman bana sadık olcağına ne zaman ona tam anlamıyla güvenebilceğime karar verdiğim zaman öpücüğümü hakedicek=)Kolay olmıcak onun için sulak yerlerde takılmak bu kara kışta ama zaten beni gerçekten istiyorsa o beni herzaman beklicektir:))

28 Kasım 2009 Cumartesi

come with us to live this adventure...

Kedimin inatla cam kenarında gezinmesine anlam veremiyorum.Hele onu camdan dışarı çıkarınca korkudan heryerimi tırmalıyor.Hem hayran hayran dışarı bakıyor,hipnotize olmuş gibi öylece dışarılara bakyor hemde cam açık olduğu zaman ancak kenardan burnunun ucunu çıkartabiliyor.Önsezileri güçlü sanırım:)

Dışarsı soğuk ve tehlikeli olduğunu biliyor.Ne kadar güneş içini ısıtıp onu cebetmeye çalışsada o burnunun ucundan ileriye gidemiyor dışarıya...

Onu dışarda ne maceralar bekliyor ne eğlenceler var,koşuşturmacalar,müzik haberi yok.Zavallı minik kedim...Eğer hep böyle korkak olup sadece bakıp kaçarsa maceradan,ozaman nasıl yaşıcakki.Evde tıkılı kalmış olcak...

27 Kasım 2009 Cuma

And one pasta with meatless balls!


Niye güzel kızlar az bilirmisiniz? Çünkü yaşadığımız dünyada hepsi erkeklerin kıskançlıkları yüzünden çürüyolar yada güzel oldukları için kara sevdaya tutulduğunu sanan aşığı tarafından acımasızca öldülüyolar...

Bazen tanrının aşırıya kaçan duyguları boş zamanında oturduğunda insanlara aşıladığını düşünürüm.Ne kadar gereksiz.Dozunda sevmek,dozunda güvenmek,dozunda inanmak varken niye körkütük aşık,delilerce güvenen yada körü körüne inanan olalımki...

İşte cinayetler,yaralanmalar,intaharlar hep bu aşırılık yüzünden oluyor.Niye uçlarda yaşıyoruzki,sakin olmak varken.

Gel sizle şöyle bir içki masasına oturupta arkadaki fasıla kulak verelim ve deriiiin bir sohbete dalalım.Dozunda içelim... Yok bu olmadı,deli gibi içelim,uçlarda gezinelim bulutların üzerine çıkalım,tam anlamıyla aşkımızı yaşarkende doyuma ulaşalım,dozunda kalmayalım...Eeeee sonra bir sonraki adım nasıl olcak,sondayken daha nereye kadar ilerlicezki.Bitiş çizgisini görmüş orda takılıp kalmışız.Bundan sonra kendimizimi imha mı edelim yani yaşanacak ne kaldıki şu dakkadan sonra?

Sonsuz uyku ile taçlandırcaksak sonumuzu,neden dozunda bırakmayalımki bu rakı sofrasınıda? tadı damağımızda kalsın,bir sonraki birlikteliğimizde daha bir keyif alalım yediğimiz içtiğimiz konuştuğumuz sohbete doymadan gene bitirelim,ayrılalım o dakka ikimizde ayrı bir yoldan yürüyelim özleyelim o beraber geçirdğimiz zamanları.Ben sevişmenin tam ortasında uykum gelsin ve tavuk gibi gıdaklayarak durdurayım seni ve sabah olsun diye uyuyayım tıpkı bu gece yapacağım gibi....

22 Kasım 2009 Pazar

la vie boheme...

If God's the game that you're playing,we must get more acquainted...


Kader diye birşey yok arkadaşım.Herşeyi insan kendi yönlendiriyor.Senin önüne kocaman bir sepet dolusu meyva sunuluyor,seçimi sana bırakıyorlar.Tıpkı adres ararken girdiğin yollar gibi.Gideceğin belli tek bir son var ama sen o sona farklı şekilde gidiyorsun.

Yollarmızın kesişmesi tamamen kaderdi,bir dahaki seferede kesişirse nedeni gene kaderdir...İşte bu kocaman bir yalan.İnsan hiç bir zaman döndüğü noktaya geldiğinde herşeyi aynı bulamaz.Değişmiştir başladığı yer,tanıştığı insan,içtiği kahvenin aroması,yediği pastanın tadı...çünkü kendiside zamanla değişmiştir.Başımıza gelen küçük kazaları yada büyük belalarıda kaderin bir cilvesi diyip geçmemeliyiz.Hepsi bizim seçimlerimiz...Yaşamamız gerekmezdi,bunu biz istedik,biz o yolu seçtik ve o karanlık sokaklarda biz dolaştık.

Başıma kötü şeylerin gelmemesinin tek nedeni annemin duaları,,kendi yıkılışlarımın tek sebebi benim...Kimseyi suçlamam.Bunlar benim tercihlerimdi,benim seçimlerimdi.

hep benim başıma mı gelcek bunlar dememek için attığımız adımları dikkat etmek gerekir.Atığımız her adımda altımızdaki yeryüzünün sabit kaldığını hissetmek gerekir...

21 Kasım 2009 Cumartesi

let's have some fun,this beat is sick...


Gecenin karanlık sokaklarında dolaşan kardeşlerden biri izlediği bir filmden etkilenerek hikayeyle kardeşini korkutmaya çalışır...
'' şimdi bu karanlık sokakta yürüken karşımıza bütün ihtişamıyla bir canavar çıkar ve...''
''gark!!!!!''
''sanırım bu canavar senin içinde de var.''
''haslkdjaşksd iaso
düap
üiaklajf'''

FIN :P

19 Kasım 2009 Perşembe

the worst damn thing....


soğuk ve ıslak...bu iki kelime insana ne anlatabilirki? ıslak bi öpücük,soğuk bir hava,yada her ikisi birden sonbaharın en şansız günü ayağınızın kayıp düştüğünde son bulduğunuz o ıslak ve soğuk çamur,emin olun bundan daha fazlasıda var. bütün gün patolojiyle ilgilenmiş biri olarak şunu demek istiorum hayatınızda görebilceğiniz en soğuk ve en ıslak şeydi bugün o metal masada duran.Koları ve başı gövdesinden ayrılıp dilim dilim doğranmış ve gömülmeyi bekleyen o tanınmaz varlık.Ölüm soğukluğu bu olsa gerek parçalamak okadar zamanını alıyorki,insan katil olamaya üşeniyor....

16 Kasım 2009 Pazartesi

watch his wildest dream come true....


Rüya sandığın şeyin sabah uyandığında kabus olduğunun farkına varmak... Bir insana ne kadar zarar verebilirki.Bir gününü mahvedebilir,yada hayal kırıklığını tekrar tekrar yaşamasına neden olur,yada artık uyanması için yeni bir ışık olur.Hani olurya böle güneş yeni doğuduğun gözünüze gözünüze girer ve ışıktan başka bişey göremezsiniz,gözünüzün önünde sadece ışık vardır ve hiçbir çukuru göremezsiniz,hani derler ya o toz pembe gözlükleri tak ve etrafına öyle bak diye,uyandığımda onu hissedersin işte.Rüya sandığın şey aslında kabus olmuştur ve o hayal dünyasından alıp seni gerçekliğe götürmüştür ve işte ozaman o kara çukurlardan birinde olduğunu hissedersin.Bundan sonra artık mantıktır herşey, ne aşk ne mutluluk ne hayaller...
Artık varım yoğum kendimim...
Böyle bir günün akşamı kasvetli bir evde kendini bulupda garip bir enerji içinde kalıp suratına suratına gerçekleri vurmaları...İşte ozaman daha çok zarar gördüğünü kullandığının farkında olursun.Karşındakide seni sarsar tıpkı o rüyayı gördüğün sabah gibi.Kulaklarını tıkayamazsın,artık birşeylerin görme zamanı gelmişte geçmiştir bile...Artık birşeyler vermekten çok almaya başlamalısın.Geçmişi unutup,geçmişinden korkmadan,pişmanlık duymayıp ders alarak.Sana zarar verenden uzakta,artık onu kendi haline bırakmanın vakti gelmiştir.Artık ne kafanada kurduğun cümleler,nede senaryolar fayda edicektir.Sen bitmişindir tıpkı o rüya sandığın gerçekliğin sonu gibi.Beynine beynine kazınır artık gerçekler.Biri elinden tutup çıkarır seni,biri demek az kalır birçoğu...Duymak istediğini değilde duyman gerektiğini söylerler.Bu yapılanlar ona nasıl döner nasıl kafasına dank eder diye düşünmektense artık peşini bırakman gerektiğini gösterir bu hayal kırıklıkları.Doğru sandığın yanlış olduğunu artık kabul edip ve hayatında verilcek 3 doğrudan fazla bişey götürmesine izin vermemek gerekmektedir artık.

Duygularını, hislerini,gerçeklerini,hayallerini yıpratmamaya ve artık kendine gelme zamanıdır.Sabah olmuş ve sarsılarak uyanılmıştır.Rüya tabirlerine bakmaktansa uyandığına sükretmek gerekmektedir.Her ne kadar buna inanılmasada uyandığının farkına varmak gerekir.Bazen bırakıp gitmek gerekir,istediğinin olmadığını farkına varmak gerekir.Ne kadar şımarık bir kız çocuğu gibi yetiştirilsende o oyuncağın senin olmadığını ve senin asla olmıcağını kabul etmek gerekir.Çünkü o oyuncağın varlığı sana olamamasından daha çok zarar verip seni yaşamaktan gerçek arkadaşlarından soyutlıyacağını gösterir.
Artık yeniliğin,uyanışın kutlaması yapılmalıdır.Uyandığın için sükretmek gerekmektedir.Gözüne inatla giren ışığı elinle kapamak değil önüne bakıp o ışığın sana yol gösterceğini bilmek ve seni kötülüklerden uzak tutcağını bilmek gerekir...O enerjiyi hissedip içini o ışıkla ısıtmak gerekir.
Bende öyle yapıcam işte.Gördüğüm kabusu unutum rüyalar görmeye başlıcam. Dinlenicem,dinginleşicem ve yenilenicem.Işığın içinden yeni bir ben doğurtup geride herşeyi bırakıcam.Ama önce o dikdörtgen ışığın içinde ışınıp külleşmek gerekicek sonrada o külleri ıssız denizlere savurmak ve ıssız kalanlar anmayı son vermek...

15 Kasım 2009 Pazar

the place that i want to be there...


İstediğiniz yere gidipte istediğiniz insanlarla olmamak üzücü.Aslında burda onunda olması lazımdı tam ona göre bir yer diyip de göremedikleriniz.İşte sen hep kaybettiklerim arasında yer alıcaksın.Ve kaybedipde bulamadıklarım arasında.Belkide istediğin yerdesindir şimdi,sevdiğinle koyun koyuna uyuyosundur belki,ama hiç birşey burda benle beraber olamamanı değiştirmicektir.Keşke burda olsaydın vede seni bu şekilde anmasaydık.Çok özledim seni ve masallarını.Senle daha kalabalık bir aileydik şimdi parçalandık.Ben hala yaşama savaşı verirken sen sorumluluklarından uzakta ve mutlusun biliyorum.Keşke bende savaşsaydım onca acılara karşı senin yanında olsaydım diyosundur.Ama senden hatırladıklarım perimasallarıyla dolu uykularım.

Keşke bu sende benle görebilseydin bu önümdeki manzarıyı.Belki ordan daha güzel manzaralar görüyorsundur.Ama keşke burda olsaydın...Canım babanem

12 Kasım 2009 Perşembe

Misguided Ghost


Ne demeli? ...
Nasıl anlatmalı? ...
Ne yazmalı bu dar ve parlak yüzeye? ...
Sıradan bir yalnızlık benimkisi...
Kiminkinden farkı var? ...
Kelimelerden cümle kurma yeteneğim,
benim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir 'anı' yapar...
Herkesinki gibi bir yalnızlık bu...
Yangın yerinde hareket edememek gibi...
Hiçbir teselliye boyun eğmeyen...
Laftan, sözden anlamayan bir yalnızlık bu da...
Asi... Onurlu... Ümitsiz...


(beni anlatan bir yazı..)

8 Kasım 2009 Pazar

relax and watch what life gives to you...


Arkama yaslanmışım ve bekliyorum... Yapmam gereken sadece bu.Geldiği gibi yaşayıp geçiştirmek.Üstünde fazla düşünmemek.Güzel şey aslında düşünmemek, kimin ne söyliceğini, kimin ne diyeceğini, ne dememiz gerektiğini sadece küçük ayrıntılardan mutlu olmak...
Minik kedim bu konuda çok yardımcı oluyor bana=)Düşünmeden bütün gün şebeklik yapıyor ve ne kadar komik duruma düştüğünün farkında bile değil,sonra yorulup uyuyor. Bizim yorulup uyuma gibi bir kaçamağımız yok devamlı yaşayıp ayrıntıları yakalamak gerek,ama üzerinde fazla düşünmeden.Çünkü heran karşınıza şeytanca bişey çıkabilir.İşte ozaman çığlık atıp kaçmak yerine üzerinde düşünüp kurcalamaya başlarsınız.Bırakın kurcalamayın...

6 Kasım 2009 Cuma

the things i'll never say...

1) sana güveniyorum...
2) sana inanıyorum
3) haklısın....
4) lütfen....
5) ne olcakki....
6) görmeden inanmam
7) ama birde şöyle olabilir..
8) kafam karıştı...
9) seni seviyorum...


şimdilik bu kadar ilerde devam edeceğim....

5 Kasım 2009 Perşembe

we are not the same...


Herşeye aynı bakıoduk. manzaraya,resme,ağaca ,kuşa,radyodaki şarkıya,şiirdeki mısralara, hepsii aynıydı senin içinde benim içinde...Şimdi ne değişti,hani bu dünya bizimdi iki kişilikti,ayrılsakda beraberdik...Ve sonunda yalanlar,aldatmalar,hayalkırıklıkları,eksik kaldık yada eksikti zaten herşey...

4 Kasım 2009 Çarşamba


HMM gibi garip bi kelime kullanmayı bırakıp düşünmekten korkmayalım lütfen!

if i am a bad person,


şarkılarını dinlelrken çığlık atma isteği ve kendini iyi hissetmede cabası, grubun bızdık kızılı ( curcucuuumada benzeyen) hayley'in her sesini duyduğumda olduğum yerde zıplayıp 17 yaşlarımdaki yatak üstü zıplamalarıma ve playbacklerime dönme isteği oluo içimde... Bir şarkı bu kadar mı içten söylenir. Tabi grubun diğer üyelerininde enstrumanlardaki hakimiyetide hayranlık uyandırıcı,, müzik ve sözlerin mükemmel birlikteliği...

Şu aralar dinleyip kendimi iyi hisetmeme neden olan bi grup:)) herkezede tavsiye ederim...

3 Kasım 2009 Salı

ilk adım...


blospotta gmail hesabımdan girerekten ve formu dolduraraktan ilk adımı atmış bulunuyorum.

Şu yazı işlerine çok özenmek ve yazamamak arasında gidiyordum.Sonunda başarısız olmakda olsa en azından insanın hayatında yapamam diyipde yapmadığı şeylerin olmaması gerektiğini düşündüm.Nobel ödülü kazanmaya yada yazılarımın beyenilmesi yada beyenilmemesinde değilim sadece yazmak istediğim için burdayım.Bu açıklamayıda yapmak anlamsız belkide yapmam gereken tek şey beni gün içinde etkileyen olayları yazmak olcaktır.Tıpkı bugünkü o küçücük duvarda 2 kişi sığışmaya çalışan minik kedilere hayranlıkla bakan kadın, her aşkın ölümü tadacağını savunan şarkı, annemin eve geldiğimde kedinin geğirmesini sölemesi...Gördüklerimi kendime saklamaktansa bu şekilde haykırmayı tercih ediyorum çünkü artık kafamın içinde kalamıyorlar,çıkıp özgür kalmak istiyorlar.


sürçü lisan ettiysem affola