20 Eylül 2010 Pazartesi

She’s ripping wings off of butterflies,keep your feet on the ground!

Ve bugün son kez ilk okul gününü yaşadım=)Okulun ilk günü eskiden heyecan vericiydi.Yıllar geçtikçe ''yarın erkenden kim kalkcak şimdi yeaaa!'' diyesi geliyor insanın.Sonra da bu duygu ilerleyip ''okul yıkılsa ya,bu nasıl okul böyle,hay ben böyle prosedürlerin,ders seçmek de ne,ay geçen seneki dersi geçmiş miydim,hay ben böyle işin taaa'' durumuna giriyorsun.Bende işte o son noktada sabah kalktım, çişimi yaptım,elimi yüzümü yıkadım kahvaltı bile etmeden evden çıktım doooğru deniz otobüsüne.Okulda herkesle sarılıp öpüşmeler,sonra ''yazın naptın? seninki napıyor? staj nasıl geçti?'' konuşmaları doğruca 2. evime kaçışıma sebep oldu.Tabi dersin ilk günden yapılmaması sevinciyle gittim eve.
Sevgili tony'nin işleri uzar veeee işte fırsat bu fırsat minik bir süpriz yaparsın.Evi şöyle toparladıktan sonra (çok hamaratım yaaaa:P) minik bir sofra hazırlayıp onu mutlu etmek günün anlam ve önemini taşıyan bir ortam hazırladıktan sonra,''ee olum beni alan yaşadı!'' ifadesiyle serildim kanepeye.Kendim acıktığımdan değil valla o masa sırf evini özlemesin diye yapılan bir masaydı.Kim söylemiş benim bencil olduğumu.
Sonra gelene kadar Spartacus izle.
Spartacus'te fena dizi değil aslında tarihsel bir önemi olan,mücadele etmenin nasıl birşey olduğunu,yakışıklı bir gladyatörün ateşli aşkını anlatan bir okadarda ateşli savaşma ve sevişme sahneleriyle dolu bir dizi.Eğitici bir okadar da öğretici bir dizi olup boş zamanlarda izlenebilitesi olan bir dizidir kendileri.Falsh forward'ın yerini tutabilmiş değil tabi.
Ve işte o en sevdiğim kısım.Yakışıklı Tony gelir.zili çalar.Dağlar kızı İrma kapıyı açar.O mis gibi fırından çıkarılmış ekmek kokusu kapının açılmasıyla tony'nin burun deliklerine doğru ilerler.Koyunların kuzuların melemeleri ve o güzelim dağların hafif serinliği evin içine dolar. Tony sevdiceği İrmayı görünce mutlu olur.Tabi bir okadarda dağlar kızı İrmayı mutlu eder.Camın kenarına kurulu olan tahtadan masadaki o mini mini tadları gören Tony daha bir mutlu olur.Sonra oturup yemek yerler.Aşklarını pekiştirirken minik pencerelerinden seyre dalar.
İsviçre alplerinin eteğindeki bir dağ canlandı gözümde.Yaaa bırak bu ayakları der gibisiniz:D
Hayal dünyası işte yapacak bişey yok.Dilin kemiği olmadığı gibi eliminde hiç ayarı yok öylesine de olsa yazıveriyorum.
Asıl konuya dönersek,sana kapıyı açmak,sana sofra hazırlamak,yanımda ben spartaaacus diye diretirken sızman,beni gün içinde mutlu eden şeylerdi.
İnsanlar büyüdükçe istekleri,aradıklar,ilk gün heyecanları bile değişir oluyor diyip anafikiri çakıp bitirmek isterdim ama böyle bir yazıya yapılmış hakaret olur.

Taklitlerimden sakının:)
Arrivederci.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Just shut up!

Susmak.EEE sus sus nereye kadar arkadaşım.Bazen söylemen gerekenleri söyleyememek.Söylemek isteyip de söyleyecek cümleleri bulamamak yada söyleneceğin kişiyi bulamamak veya söylenenin yanlış anlaşılması hatta söyleneni duyuramamak.
Her defasında söyleyeceklerini aynanın karşısında pratik yaparaken kendini bulmak sonrada bir türlü anlatamamak.Beyninin içini kemiren cümleler,rüyalarında kullandığın replikler...
Bazen düşlersin diyaloğu tam onun karşısındayken,söylemen gerekenleri olduğu gibi söylersin sonra ÇAT diye sahne kesilir ve gerçek dünya ya dönersin ya öyle birşey bu.Dışardan bakarsın olanlara dudaklardan dökülenlere olduğu gibi olması gerektiği gibi yanlış yada doğru akıp gidiverir.Zaman zaman yazıyada dökülür.Yanlış,yalan dolan yada kendisine göre haklıda olsa yazılması gerektiği gibi.
Susmak dediğimede bakmayın.Bir konuştum mu ohooo susturmakda mümkün değil.Yeter artık sus dedirttiririm ben adama.Her telden konuşurum.İşte bazen susmak gerektiğinide öğrenmem lazım.İçimi kemirmesine,rahatsız etmesine,gırtlağımı gıdıklamasına rağmen.
Ya konuşsamda ne farketcek ki.Herkez alması gerektiğini anlıcak,aslında söylemek istediğimi anlamamazlığa gelicek.Sonra nolcak hoooooop gene başa döncez.
En iyisi susmak.Heryerde herşeyde.

11 Eylül 2010 Cumartesi

One song,glory

Temmuzdaki yazımdan beri düşünüyorum.Ne düşünüyorsunki bu kadar yaz işte diceksiniz ama en mükemmel yazının nasıl yazılması gerektiğini düşünüyorum.Kafamda yine binbir senaryo, tonla ucu açık cümle,milyonlarca yaşanmış dakka ve bunları bir türlü toparlayamam.
Geçenlerde sevgili mefhavet teyzemin anlattığı hikayeden etkilendiğim gibi onunla ilgili birşeyler yazmak istedim.Daha sonra yazlıkta tam salıncağın karşısındaki manzaranın yatan hamile kadın profilini yazayım dedim.Sonra elma ağacının büyümesini,kedimi, dedemi yazayım dedim.Ama bir türlü olmadı.Gerek yorgunluklar,gerekse kafamı bir türlü toparlayamam bunlara engel oldu.Hala neden yazdığımı bilmiyorum ama yazmak istediğimin farkındayım.
Bu sene zorlu bir sene oldu ama herkes için yeni başlangıçlar yapabilcek bir aydayız.Halamın yanlızlığına yeni yeni alışması,kardeşimin öss ( yeni adını saçma buluyorum=)) hırsını yeni yeni tatması, benim okulumu toparlamam için yeni şanslarımın olması, pussynin yeni huylar edinmesi, sevgili ninjamın yeni planlar yapması vesaire...
Herşeye yeniden başlamak için çok güzel bir yıl bu yıl.Bütün eskilerin eskide kaldığı, alışılmamış yeniliklerin hayatımda olcağı bir yıl.Merakla heyecanla beklediğim bir yıl bu yıl=)