24 Mayıs 2011 Salı

where is you God?

Sıradan öyküler benimkisi,
Okuluna ulaşmak için uzun yollarda sürünen, saçma bir sınavla yerleştirildiği mesleğini en iyi şekilde yapmaya çalışan 23 yaşında genç kız...
Bu hikaye başından itibaren sıkıcı ve tutmaz.Bazen bende hayatta tutunamayacağım gibi geliyor. Aksiyon lazım, heyecan, başka yerler, bilmediğim yollar, tanımadığım insanlar lazım, değişiklik yapmaya çok istediğim bir türlü fırsat bulamadığım şeylerden başladım. Artık deviantart'tan yürütüğüm fotoğraflarım yerine kendi çektiklerimi arada koyacağım.Haşmet yeni hayatıma katılan dolabımda duran canon t50 makinam.
Bu iş de huzurla, sakin, sabırla yapılması gereken bir iş.Daha farklı şeyler lazım bana.
30 second to mars ''hurricane'' şarkısını dinlerken aslında çok boşa yaşadığımı hissediyorum.Hayat kurtarabilmek için öldürmekten, doğrularını göstermek için ölmekten bahsediyor. Böyle şeyler lazım bana.
Psikolojimin bozukluğuyla alakalı değil, rahat durmayan bir kafam var.Devamlı farklı şeyler yaratıp farklı şeyler düşünmekten oluyor.Bazen yeni şeyleri duymak görmek beni sarssa da bunlara daha sık ihtiyacım olduğunu düşünüyorum.
Yaratıcılığın üst seviyede bir dönem yaşıyoruz.Böyle bir dönemde bir şeyler yaratmaya çalışmak çok zor. Maddi manevi ihtiyaçlarının karşılanamadığı bir dönemde hayatını üst seviyede devam ettirmeye çalıştığın bir dönemde sadece kaliteli yaşamın getirdiklerine odaklanmışken yaratıcılığının körelmesi bana çok adice geliyor. Kurtarabilmek için öldürmek yerine daha çok çalışmaya  ihtiyacım olacaktır.Öldürme kısmı inanın en kolay kısım, tıpkı ölmek gibi.
Evrende aynalarından bahsediyordu annemin bilge arkadaşlarından biri.Sözde gördüğümüz her şey, kınadığımız, nefret ettiğimiz, memnun olduğumuz her şey bizim bir aynamız.Gördüğün bir yanlışı sen de daha önce yapmış, yaptığın iyiliği başka birinden tekrar görmüş oluyormuşsun. Baya uzun boylu zorlu bir inanç bu. Nefret ettiklerinden nefret etmemeyi onları affetmeyi öğreniyorsun.Bu açıklama bana yapılırken kafamdan geçen düşüncelerin bir kısmını siz de bu yazıyı okurken içinizden geçiriyorsunuzdur. Kafası güzel herhalde bu insanların dedirtecek cinsten.Anlatılanları dinledikten sonra karar verdim ki ben o kadar da olgunluğa ulaşamamışım. Yapıyorsam bir yanlış vardır bir nedeni, nefret ediyorsam vardır bir adiliği adamın.
Kaldıramıyorum bazı insanların bilmiş bilmiş yanlış olduğunu düşündüklerinin, yapılmaması gerektiğini konuşup yapmasından, aldatmasından.Görüyorum konuşamıyorum.Buna da dayanmam gerektiğini biliyorum.
Her şeyi ben kurtaramam ki, kurtarmak yerine insanları yanlışlar içinde boğulup ölüme terk ederim sadece.Kendi doğrularım için savaşırım ama ne için kim için? Yanlışlarda kendimi görmemek için doğrular peşinde koşsam yanlış yapanı da bu benim aynadan yansımam bir zaman bunu bende yapmıştım diyemem.
Dediğim gibi 30stm'ın şarkısının klibi gibi garip kareler geçiyor beynimden.İnanın şu an ne anlatmak istediğimi bilmeden, ne demek istediğimi tam ifade edemeden sadece yazmak için yazdım.Kafam karışık, heyecan arıyorum.
Mesleğime müthiş bir giriş yapıp mükemmel olmaya günler kala farklı heyecanlar yaşamak istediğimden herhalde bu anlamsızlıklarım.

PS: Henüz bir uzmanla görüşmedim psikolojim konusunda, havalar süper ben mutluyum daha ne olsun<8)

20 Mayıs 2011 Cuma

A girl with a bird she found in the snow 
Then flew up her gown and that?s how she knows 
That God made her eyes for crying at birth 
Then left the ground to circle the Earth 

8 Mayıs 2011 Pazar

Lyrics with the word of music

Ben hayatıma baktığım da hep bir müzikalde yaşadığımı görüyorum.Her zaman her yerde her adımında uyurken, uyanıkken,gezinirken,ağlarken her zaman müzik var etrafımda kulağımda...Vasiyetimdir cenazemde de şu zenci jazz şarkıcılarının törenleri gibi müzikli bir uğurlayış olsun.Her türlü duruma uygun kafamda bir müzik listem vardır.Nasıl yaaa derseniz şöyle;
Güne başlarken Jamie cullum cover'ı ''Please don't stop the music'' ile başlarım Rihanna'nın çığırması sabahları ağır kaçabiliyor.Okul yolunda uyuyabilmek için hafif bir şeyler açmak için elim ilk Jason Mraz'ın Bella luna'sına gidiyor ki ilerde ne yapıp edip düğün şarkımı Bu parça yapıcam:D O zamana kadar şarkı eskimez ise tabi:))Bir arkadaşımla buluşcağım zaman hele ki o şahıs etkilemem gereken biri ise buluşma yerine varmadan bir iki dakika önce Pussycat dolls'ın ''buttons''ını yada ''I don't need a man'' ini dinliyorum.Sapıklıktan değil tamamen öz güvenimi canlandıran bir parça olmasından.Kendimi oradaki kliplerden fırlamış fıstıklar gibi hissedebiliyorum.
Hayatımı müzikal gibi yaşamanın yanı sıra kafamda uzun süren okul yolculuklarında bir dolu senaryo uydurup ona uygunda bir soundtrack yapıyorum.Dramatik sahneler de oluyor beynimde,süper mutlu aşk dolu sahnelerde, yada çılgın parti kızı koreografileri de.Bu senaryolar yaşadığımda eğer bilincim yerinde değilse bu yazıyı okuyanların yakınlarıma bildirmeleri rica olunur.
Dramatik hikayelerde bir hastane odasında yoğun bakımda şu camekan odanın içindeki yatakta iki seksen yattığım zaman fonda the weepies ''Love doesn't last know'' çalıyor.Zaten şarkı başlangıcında otomatik oksijen pompası sesi geliyor.Tam öyle bir sahnede konulur o şarkı.Ve kız ölür acılar içinde arkasında ailesini arkadaşlarını bırakır.Yavaş yavaş hoparlörden gelen ses ( hakkınızı helal ediyor musunuz değil tabi ki, o konuda şüphelerim var:)) christina aguilera ''walk away''. Nereden çıktı bu striptiz müziği demeyin beni soyup soğana çevirmiş birde sunuma hazır ağzında portakal olan ördeğin daha acı versiyonu gibi pamuk işleminde geçmiş olup beni taş gibi görebilen insanlara sürpriz olarak ancak bu şarkıyı koyabilirim:D Ya bence çok hüzünlü bir şarkıdır o.Bazen bu şarkıyı kumaş siyah pantolon beyaz gömlek kafamda fötr şapka herhangi bir barda söylerken buluyorum.Tabi o sırada şarkının gidişatıyla beraber şapka bir yana gömlek bir yana oluveriyorum kafamda.Hiç umutlanmayın sadece kafamda=) Ama bakarsınız bir gece kafayı fena bulur o halde girdiğiniz sahnede beliriverir im.
Gece eğlencelerinin müzik listesine el atmışken dans pistinde beni kaybetmiş eski bir dostumu gördüğümde neler kaçırdığını fark edebilmesi için piste atıldığımda her zaman muse ''Super massive black hole'' çalıyor. Yada gecenin ilerleyen ve alkolün tavan yaptığı durumlarda justin & ciara ''love sex magic''. Yada birden eski gece kulüplerinin birinde barın tam üstünde cher ''burlesque'' söylerken buluyorum.  Hop kızım bu kadar da ilerleme artık deyip usturuplu kendi halinde bir rock yıldızı olup sahnede coşarken hep ama hep paramore ''misery bussines'' söylüyorum. ''Ignorance'' parçasıyla sahne önünde beni izleyen benle olmadığı için pişmanlık duyan kişilere laf sokarcasına bağıra çığıra ''Ignorance is your new best friend'' diyorum. 
Geçenler gittiğim maroon 5 konserinde hep hayal ettiğim gibi sahne önündeydim. Aylardır yeni albümlerini dinliyorum ve her gözlerimi kapadığımda ''Hands all over me'' şarkısında sahneye çıktığımı ve adamla dans ettiğimi ve şarkıda dediği gibi ellerimin üzerinde olduğunu hayal ettim.Bir ara sahnedeyken bakalım bu gece aranızdan kim şanslı sahneye çıkacak dediğinde aha secretlarım tuttu dedim ama baya has-ecret oldu.
Düğünümde çağırdığım canlı müzik grubuyla önceden ayarlı bir düet yaparken buluyorum her Jason mraz ''lucky'' dinlediğimde. Hatta yetenekli müstakbel eşim birden düetin ortasına kendini atıyor onla düet yapıyoruz.Olmayacak bir şey değil.
Taksimde gezerken bol aksiyonlu Beyoğlunda fonda bir dolu şarkı çalarken benim play list'im de Avenged sevenfold - scream çalıyor.Çünkü o dakika beynimdeki senaryoda bir savaş alanın ortasında kalıyorum yakışıklı Thor'umun beni kurtarmasını bekliyorum yada şu Beyoğlu sapıklarının kafalarının uçtuğunu zevkle izliyorum.Hak ediyorlar yani ne yapabilirim.Uslu durup insan olsunlar azcık.Taksim gecelerine hazırlanırken Flashdance 'in en sevilen parçası ''She's a maniac on the floor'' diye havaya girmem de cabası.
Romantik sahnelerimde var.Mesela meg ryan keanu reeves filmindeki ayrılık sahnesinde civil wars ''poison and wine'' çalıyor benim için. Yada pişman olup geri dönmek isteyen sevgiliye Candan Eçetinden tam anlamıyla ''git'' şarkısını yolluyorum. Kıskançlık yapana da rent müzikalinin en sevimli ikilisinden ''take me or leave me'' parçasını yollamayı bir borç bilirim. Romantik bir buluşmada da leonard cohen'den ''dance me to the end of love'' ( civil wars cover'ı tercih edilir.) Daha öncede bunla ilgili bir yazım olmuştu ama tekrar söylemeden edemeyeceğim kliniğimin sokağında da Frank Sinatra'dan  ''Newyork Newyork'' dinlemeden edemiyorum.
Bekarlık sultanlık zamanlarımda da her şeyi dinlediğim gibi özellikle Match box twenty eski solisti Rob Thomas'tan ''I don't wanna lonely'' diye çığırıyorum.Her zamanki yeni yıl şarkımda Gene Rent müzikalinden  ''seasons of love'' parçası oluyor. 
Daha her adımında her duygusal burhanlarıma her mutlu oluşuma her çılgınlık yapabilceğim ana her stresle boğuştuğum anlara uyuduğumda uyandığımda her daim kafamın içindeki müziklerden biraz olsun haberiniz olsun istedim.Bir gün başı boş gezerken ve arkamdan bağırdığınız zaman bu kız neden dalgın demeyin kim bilir hangi sahnede hangi karaktere bürünmüş hangi şarkıyı söylüyorumdur. Buradan sevgili Çağatay ateşe de yaptığı mükemmel çalışmadan ötürü teşekkürlerimi bir borç bilirim.Ölene kadar üzerimde taşıyacağım belkide müzikle aramdaki bağı kuvvetlendirecek bir iyilik yaptı benim için...


PS: hayallerimi soundtrackleriyle beraber okuyun lütfen=))

1 Mayıs 2011 Pazar


Muhteşem bir manzaraya nail olmak ancak büyük bir tutkuyla mümkündür...